ANASAYFA

  ÖZ GEÇMİŞİM

KUR'AN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK

ZULKARNEYN KISSASI

NEFS VE RUH KAVRAMLARI

İSLAM BARIŞ DİNİDİR

KADER NEDİR SORUMLULUK KİME AİTTİR

KARDEŞ KARDEŞE EVLİLİK OLMADAN ÇOĞALMA

MÜSLÜMANLIK MÜMİNLİK HANİFLİK

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

KURANDA SALAT KAVRAMI VE NAMAZ

SÜNNET ETMEK ALLAH'IN YARATIŞINI DEĞİŞTİRMEDİR

HADİSLER HIRİSTİYANLIK VE SELMAN RÜŞTÜ

KUR'AN KORUNMUŞTUR

KUR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ

İSLAM DİNİNİN ÖĞRENİLMESİNDE KAYNAK SORUNU

KUR'AN'A GÖRE KÖLELİK

KUR'AN'A GÖRE RESÛL VE NEBİ KAVRAMLARI

AVRUPADAN KUR'AN'A GÜZEL YAKLAŞIMLAR

KUR'AN AÇISINDAN DİNLER ARASI DİYALOG

SULARI KARIŞMAYAN DENİZLER VE MERCAN KONUSU

KUR'AN'A YAPILAN SAYISAL İTİRAZLARA CEVAP

ATEİSTLERİN 97 SORUSUNA KUR'AN'DAN CEVAPLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    -- ŞÜPHESİZ ALLAH KATINDA (yaratılış bakımından) İSA'NIN DURUMU, ADEMİN DURUMU GİBİDİR. ONU TOPRAKTAN YARATTI SONRA ONA "OL" DEDİ. O DA HEMEN OLUVERDİ.  3 Âl-i İmrân 59

       KARDEŞ KARDEŞE EVLİLİK OLMADAN

                  İNSANLIĞIN ÇOĞALMASI 

BU KONUYU KURAN’A GÖRE  NEFS VE RUH KAVRAMLARI  İÇERİSİNDE GÖRMEMİZ MÜMKÜNDÜR

 Bu yazımda Kuran’a dayalı olarak kısmet olursa İnsanın yapısından bahsedeceğim. Bu konuyu bir çok kimse bildiğini sanırsa da aslında durum hiçte öyle değildir. İnsanın yaşadığı sorunların en başta gelenlerinden bir tanesi İnsanın kendisini tanımamasından veya yanlış tanımasından kaynaklanmaktadır. Bu tanımada yaptığı hatalar günlük yaşamına yansıdığı gibi inancına da yansımaktadır. Annesiz babasız doğan ilk insan Adem ile Babasız doğan İsa Mesih’in durumunu istisna ederek. İnsandan bahsedecek olursam İnsanı yapı olarak şu şekilde tanımlayabiliriz:

İnsan yapı olarak Fiziksel beden ve Nefsten meydana gelen bir yaratıktır. Ruh insanın asli yapısından değildir. Durum bu olmasına rağmen birçok kimse Ruh hesabına Nefsi yok sayıp Ruh’u Nefs olarak anlamaktadır. Veya her ikisini bir birine karıştırmaktadır Bu ise Kuran’ın Ruh ve Nefs öğretisi açısından çok yanlış bir anlayıştır. .   Kuran öğretisine göre Ruh ve Nefs bir birlerinden tamamen ayrı varlıklardır. Şöyle ki:

DÜNYADA İNSAN BEDENİ:  Nefsinin barınağı ve kullandığı bir alet konumundadır. Bir insan bedeninde ortalama toplam hücre sayısı 100 trilyon. Her saniye ölen hücre sayısı yaklaşık 50 milyon. Her saniye yeni yaratılan hücre sayısı yaklaşık 50 milyon. Bu hücreler hangi organa ait olursa olsun Nefs bu değişikliği algılamaz. Tıpkı akan bir nehir gibi manzara aynı fakat nehir aynı değildir. Nefsinin algıladığı mekan edindiği ve kullandığı bedenin çalışmasını etkileyen değişikliklerdir. Bedene istemli olarak yapılan bütün hareketler ve olaylar nefs tarafından yaptırılmaktadır. Bu olaylarda meydana gelen günah ve sevap tamamen Nefse aittir. Vücut normal olsun veya farklı olsun her vücutta yalnız bir nefis vardır. Kalp dahil bütün organlar nefs için birer alet olduklarından imkanlar el verdiğinde değişmeleri halinde nefs bundan etkilenmez. Tıpkı bir alet bırakıp başka alet kullanan sanatkar gibi. Veya bir bedende iki baş varsa bedende nefs yine tektir, nasıl iki elini birlikte veya farklı farklı kullanabiliyorsa bu iki başı farklı farklı kullanabilir. Beden tarafsız olup, Ahrette Allah’ın takdiriyle cehennemlik nefs aleyhine şahadette bulunur. Kuran’dan mealen:

-    O gün dilleri, elleri ve ayakları işledikleri kötülük konusunda aleyhlerinde şahitlik edecektir. 24/24

-   Nihayet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler. 41/20

-   Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?" derler. Derileri de der ki; "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca O'na döndürülüyorsunuz." 41/21

- "Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lâkin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz." 41/22

-  İşte Rabbınız hakkındaki bu zannınız sizi mahvetti de o yüzden ziyana uğrayanlardan oldunuz. 41/23

           

Görüldüğü gibi beden amel konusunda sorumlu taraf değildir. Sorumlulukta muhatap olan İnsanın benliği olan nefstir. Cennette mutlu olacak veya Cehennemde mutsuz olacak  İnsanın benliği olan nefstir.

 NEFS:

İnsanı benlik veya şahsiyet olarak temsil eden bu Nefstir. Sorumlulukta Allah bu nefsi muhatap almıştır. Allah ilk olarak İnsan için  tek bir nefs yarattı, ondanda bütün insan nefslerini yarattı. Kuran’dan mealen:

-    Ey insanlar! Sizi bir tek nefsten yaratan ve ondan da  eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir. 4/1

Beden söz konusu olmadan Ahrette Allah tarafından bir neftsen yaratılan bu nefslerin her birine Allah tarafından şekil başka bir ifadeyle yapılanma verilmiştir. Kuran’dan mealen:

-    Nefse ve onu düzenleyip biçimlendirene, 91/7

-    Sonra da ona günahını ve takvâsını ilham etmiş olana (andolsun ki), 9/8

-    Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur. 9/9

-     Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.   9/10

Bütün İnsan Nefslerinin yaratıldığı bu aşamada İlk İnsan olan Adem dahil kimsenin bedeni olmadığı gibi, Ademe daha Ruhta üflenmemiştir. İmtihan sırası gelmeyen her nefs yaratıldıktan sonra imtihan sırası gelinceye kadar Ahrette bedensiz ölü haldedir. Kuran’dan mealen:

-  Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da dirilttin.  Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi (bu ateşten) bir çıkış yolu var mı?" 40/11

İki ölüm ve iki diriliş İnsanın yaşam serüvenidir.

Birinci Ölüm: Nefs yaratıldıktan sonra, yukarıda bahsettiğim Ahretteki ölüm halidir.

Birinci Diriliş: İmtihan sırası gelen insan nefslerinin dünyaya gelip bir bedene girmesi halidir

 İkinci Ölüm İnsanın bildiğimiz mezarda ki ölü halidir.

 İkinci Diriliş: Kıyamet koptuğunda mezardan Ahret için diriliş halidir.

Bu dört aşamalı sıralama Şehitler gibi özel hali olan ve diri durumları hakkında bilgimiz olmayan kimseler hariç. Her insan başka bir ifadeyle her insan nefsi için bu sıralama durumu aynıdır.

Nefsin bazı durumu hakkında birkaç ayet meali yazacak olursam. Kuran’dan mealen:

-          Her nefs ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. 3/185

-          Her nefs, ölümü tadacaktır ve sizi bir imtihan olmak üzere şer ile ve hayr ile deneriz ve Bize döndürüleceksiniz. 21/35

-          Her nefs, ölümü tadacaktır ve sizi bir imtihan olmak üzere şer ile ve hayr ile deneriz ve Bize döndürüleceksiniz. 40/17

-          Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefs kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez. 45/22

-          Ve sûra üflendi. İşte bu, geleceği vaat edilen gündür. 50/20

-          Her kişi yanında bir sevkedici ve şahit ile gelecektir. 50/21

-          And olsun ki, sen bundan (bu günden) habersizdin. Artık senden perdeyi kaldırıverdik; o nedenle bugün gözün oldukça keskindir. 50/22

-          Yanındaki diyecektir ki: «İşte bu yanımdaki hazır!»50/23

-          -Cehenneme atın, her inatçı kafiri... 50/24

-          Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi 50/25

-          "Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"50/26

-          Her nefs, kazandıklarına karşılık bir rehinedir. 74/38

-          Ancak Ashab-ı Yemin (sağ ehli) hariç. 74/39

-          Onlar cennetlerdedirler; birbirlerine sorarlar. 74/40

-          Zulmeden her nefs, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir. 10/54

-      Melekler, kendilerine zulmedenlerin canlarını alırlarken "biz bir kötülük yapmamıştık." diyerek teslim olurlar. Şüphesiz, Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilir   16/28

Yukarıdaki ayet meallerinde görüldüğü İnsanın sorumluluğu söz konusu olunca nefsi doğrudan muhatap alınmıştır. Kuran’ın  bir çok ayetinde daha bu durumu görmek mümkündür. Nefs kelime olarak Zat kişi benlik anlamına geldiği gibi gizli kapalı istekler işler manasına da gelir. Nefs kavramı bitkileri ve hayvanları içine almaz. Kuran’dan mealen:

-  Bundan dolayıdır ki İsrâîl oğullarına şu hakıykatı hükmetdik: Kim bir nefsi, bir nefs mukaabilinde veya yer yüzünde bir fesâd çıkarmakdan dolayı olmayarak, öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu yaşartırsa bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun ki peygamberimiz onlara beyyineler (apaçık âyetler, deliller, mucizeler) getirmişdi. Sonra hakıykaten yine içlerinden bir çoğudur ki bunların arkasından, (haalâ) yer yüzünde (fesâd ve cînâyet hususunda) muhakkak haddi aşanlardır. 5/32

Görüldüğü gibi Kuran’a göre bitkilerde ve Hayvanlarda nefs yoktur. Zira onlarda nefs olsaydı Ne bir koyunu kesip yiyebilirdik nede bir buğday tanesini öğütüp pişiremezdik. Canlıdırlar fakat nefs sahibi değillerdir. Onları İnsan konumuna getirmeyen İnsandan farklı  birçok özel yapılanmaları da olabilir.   İstekler arzular davranışlar da Kuran’a göre nefis olarak tanımlanır. Kurandan mealen:

-  Mûsâ kavmine demişti ki: "Ey kavmim, sizler, buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz; gelin Yaratıcınıza tevbe edin de nefslerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. (Bu sûretle O), sizin tevbenizi kabul buyurmuş olur. Çünkü O, öyle bağışlayıcı, öyle merhametlidir. 2/54

Ayet mealinde görüldüğü gibi emredilen intihar olmayıp nefsin kötü inanç ve davranışlardan arındırılıp ıslah edilmesidir.  Bir başka örnek, Kuran’dan mealen:

-   Ve yine Allâh demişti ki: "Ey Meryem oğlu Îsâ sen mi insanlara 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". Hâşâ, dedi, Sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir! Eğer demiş olsaydım, sen bunu bilirdin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gizlileri bilen yalnız sensin, sen!" 5/116

Bütün nefisler ölümlü olduğundan İnsanlara benzemekten münezzeh olan ve Hay olan Allah hakkında İnsanın benliğini tanımlayan bir Nefs Kuran öğretisine göre düşünülemez. Ayet mealinde görüldüğü gibi İsa’nın kastettiği Allah’ın kullara bildirmediği kendi zatına mahsus İlimdir. Kuran’dan mealen:

-    Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile    tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. 25/58

Kuran 5/116 konusundaki görüşümün doğruluğunu kanıtlayan diğer bir husus İsa’da genel manada nefsin bulunduğu konumdan farklı özelikte bir nefs olması.  Zira,  Kuran’da İsa tanımlanırken.  “Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve ondan bir ruhtur”.  şeklinde tanımlanmıştır. Yazının başında İlk İnsan olan Adem ile İsa’yı İstisna etmiştim. Kuran’dan mealen:

-    Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve ondan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin.  Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.   4/171

İsa’nın bu durumunun ilah olmasını veya Allah’ın oğlu olmasını gerektirecek bir durum olmadığını. İsa’nın da diğer yaratıklar gibi ancak Allah’ın bir kulu olduğunu. Bu çalışmamın Ruh bölümünde Kuran ayetlerine dayalı olarak anlatmaya çalışacağım.

 İnsanın sorumluluğu Nefs konulu olmasına rağmen birçok insan bu durumu görmeyerek Nefs yerine Ruh kavramını kullanmaktadır. En basitinden bir mezarlığa gidildiğinde Falanın Ruhuna Fatiha diye bir çok ibare görmek mümkündür. Bunu yazanlara göre kişi öldüğünde ölen Nefis değil Ruhtur. Bu durum Ruh ile nefsi bir birlerine karıştırmaktan hatta Nefsi Ruh hesabına yok saymaktan kaynaklanmaktadır. Bu anlayış Kuran öğretisine uygun bir anlayış değildir. Bu görüşün yanlışlığını görmek için Ruh ile ilgili Kuran ayetlerine bakıp anlamamız yeterlidir. Şöyle ki:

RUH KONUSU

Öyle anlaşılıyor ki halktan birçok kimsenin düşüncesinde Ruh, Nefs, Gönül, Kalp, kavramları bir birine karışmış durumdadır ve genelde bu kavramları bir ve aynı şeymiş gibi sanmaktadırlar. Kendilerini din ilimlerinde âlim sanan ve hatta belirli bir seviyede âlim olan bir çok kimsenin düşüncesinde Ruh kavramı hem bir merak konusu hem de bir soru olarak   yer almaktadır. Bunları yazarken kendimi üstün veya yanılmaz gördüğüm sanılmasın. Görüş olarak yazdıklarım kendi anlayışımda anladıklarımdır Kuran ölçüsüne göre eleştiriye açıktır. Bende her kul gibi yanıla bilir veya konu bazında bilgi noksanım olabilir. Bundan benim yazdıklarımdan kuşku sahibi olduğum manası çıkarılması da yanlış olur. Şu var ki. Ben ne kadar ilim sahibi olsam da benim üzerimde bir ilim sahibi mutlaka vardır. Kurandan mealen:

-  Bunun üzerine (Yûsuf aramaya başlarken) kardeşinin eşyasından önce onların (baba bir kardeşlerinin) eşyalarından başladı. Nihayet su tasını kardeşinin (ana-baba bir kardeşi Bünyamin'in) eşyasından çıkardı. İşte biz Yûsuf'a (kardeşini geri almak için) böyle bir tedbir öğrettik, yoksa hükümdarın dinine (kanunlarına)  göre kardeşini alıkoymasına çare yoktu. Ancak Allah'ın dilemesi bundan müstesnadır. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin üstünde bir âlim vardır. 12/76

  Konuya devam edecek olursam. Kuran’dan mealen:

-  Sana ruhtan soruyorlar, de ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden az bir şey verilmiştir. 17/8

Görüldüğü gibi Ruhun Ne olduğu konusunda Peygambere (Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerine olsun) sorular sorulmuş. Soruya Kuran’da Allah vahyiyle verilen cevapta  Ruh’un  Yaratılışı hakkında iki özellik belirtilmiştir. Birincisi,  Ruh’un Allah’ın emirlerinden bir emir olduğu.  İkincisi, ise bir ilim konusu olduğu belirtilmiştir. Ruh’un Allah’ın emirlerinden bir emir olmasının manası Ruh’un yaratıklarından bir yaratık olduğu manasındadır. Örneğin: Kullar arasında da günlük yaşamda emirler olabilmektedir, birisine şunu yap veya yapma diye emir verdiğimizde verdiğimiz emir bizim şahsımız demek değildir. Sadece olmasını istediğimiz bir olaydır. Ruh’ta sadece Allah’ın olmasını istediği bir olaydır. Allah’ın zatı veya zatından bir parça  değildir. Zaten bütün yaratıklar Allah’ın ol emriyle yaratılmıştır. Kuran’dan mealen:

-  O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir. 2/117

-  Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, "ol" dememizdir. O da hemen oluverir. 16/40

-  Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. 36/82

-    Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir. 40/68

Bütün kainat Allah’ın Ol emriyle yaratılmış bir yaratıktan başka bir şey değildir. Ve kainattaki hiçbir şey ilahlıktan doğrudan veya dolaylı pay almamıştır. Allah kainatı ol emriyle yaratan tek İlahtır ve Allah hiç kimseyi veya bir şeyi kendisine ortak etmez. Durum bu olmakla beraber kainattaki her şey Allah nezdinde aynı değerde değildir. Ruh dahil  Kainattaki her şey Allah’ın mülkü olmasına rağmen. Allah Ruh için özel olarak benimdir demek suretiyle Ruh’un değerli üstün önemini vurgulamıştır. Kuran’dan mealen:

-   Bir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım!"  15/28

-  Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın! 15/29

Dikkat edilirse Allah tarafından Meleklere Âdem’e secde emri Ruh üflenmesinden sonra verilmiştir.  Secde Kuran öğretisinde secde edenin, secde ettiğini kendisinden üstün kabul ettiği manasındadır. Secde yaratıklar arasında bir birlerine karşı yapılmışsa ibadet demek değildir. Örneğin: Ay güneş ve on bir gezegenlerin Yusuf peygambere secde etmesi (K.12/4 bak) veya Yusuf’a Anne Babasının ve Kardeşlerinin secde etmesi (K. 12/100 bak).  Bilindiği gibi İblis Allah’ın emrine rağmen Âdem’e secde etmeyi kabul etmemişti. Secdenin kullar arasında  İbadet değil üstün tanıma olayını olduğunu İblisin Adem’e  secde etmeme olayında söylediği. Ben Âdem’e ibadet etmem değil de ben ondan hayırlıyım (üstünüm) demesinde de görebiliriz. Kuran’dan mealen:

-    (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" 38/75

-   Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." 38/76

Ruh’un yaratık olduğuna bu şekilde dikkat çektikten sonra.  Âdem’in yaratılış safhalarına bakarsak. Âdem’in ilk önce nefsinin yaratıldığına ve bu nefsten bütün nefslerin yaratıldığına ve Âdem’in nefsi dahil bütün nefslerin ilk safhada bedensiz yapılandığını. Ondan sonra Âdemin nefsine bir beden yaratıldığını ve ondan sonra Âdem’in bedenine Allah tarafından Ruh üflendiğini görmekteyiz. Böylece Âdem Nefs, Beden ve Ruh’tan müteşekkil bir insan oldu. Bu üç olgu içerisin de İnsanı tek başına temsil eden Nefstir başka bir ifade ile Ruh ve beden olmasa da Nefs İnsanı tek başına temsil eder.  Kuran’dan mealen:

-    Ey insanlar! Sizi bir tek nefsten yaratan ve ondan da  eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir. 4/1

-   Andolsun ki, sizi yarattık, sonra size suret verdik. Sonra da, «Âdem'e secde ediniz,» diye meleklere emrettik, derhal secde ettiler. Ancak iblis, o secde edenlerden olmadı. 7/11

Özellikle 7/11 Kuran ayetini okuyanlardan bazıları Âdem tek değil birçok Âdem var sanmaktadırlar. Bu şekilde anlamak yanlıştır. Çok olan Âdem’ler değil Âdem’in nefsinden yaratılan bedensiz Nefslerdir. Bu safhadan sonra Âdem’e beden ve Ruh’tan verilmesi safhası gelir. Şu anda İmtihan sırası gelmeyen bütün nefisler bedensiz ölü halde imtihan sıralarının gelmesini beklemektedirler. Ve hepsi kıyamete kadar sırasıyla  sınanmak üzere dünyada beden içerisinde diriltileceklerdir. Âdem’e dönelim. Önce Âdem ve Eşi bedenli olarak Cennete konuyorlar. Kuran’dan mealen:

-  Dedik ki: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." 2/35

Sınav daha Cennette Âdem ve Eşiyle başlıyor. Şeytan’da onlara düşman olduğundan Yasak ağaçtan yemeleri için çaba içerisine giriyor. Dünyada İnsanın geçirdiği sınav bu sınavın benzeridir. Bir tarafta Cennetteki Helal nimetler gibi dünyada ki helal nimetler. Cennette ki yasak ağaç gibi, dünyada insanlara haram edilenler. İnsanlar ve İnsanlara düşman İblis ve taraftarları. Ahrette Allah’ın doğrudan Âdemi uyarması., Dünyada da Peygamberlerin Allah’ın vahyiyle İnsanları ve Cinleri uyarması.  İnsanların sınavında insanların bir kısmı Allah’ın taraftarları iken diğer bir kısmı Şeytanın taraftarları olarak yer alırlar. (Not: Cinlerde tıpkı insanlar gibi bu sınavın içerisinde olmalarına rağmen konu uzamazsın diye onları bahis mevzuu etmiyorum.) Kuran’dan mealen:

-   Biz de şöyle dedik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun." 20/117

-   "Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur." 20/118

-   Ve sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin. 20/119

-  Sonra O'na şeytan vesvesede bulundu, dedi ki: «Ey Âdem, seni ebedîyyet ağacına ve fena bulmayacak bir mülke delâlet edeyim mi?»  20/120

-  Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.  20/121

- Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve onu hidayet etti. 20/122

Bu konuyla ilgili Kuran’da başka ayetler de var hepsini yazsam çalışma kitap hacmine dönüşür. Fakat ben bu konuyla ilgili olarak sadece  bazı Kuran ayetlerini konu ederek sadece süreç hakkında bilgiler vermek istiyorum. Bir çok insanın düşüncesinde Cennetten kovulanların Adem, Havva ve İblis olduğu anlayışı vardır. Benim anladığıma göre bu şekilde anlamak yanlıştır. Tabi en nihayet anlayışım bana ait bir görüştür yanılıyor olabilirim fakat yanıldığımı sanmıyorum. Şöyle ki, Kuran’dan mealen:

     -   Onlara hitaben buyurdu ki: Kiminiz kiminize düşman olarak hepiniz topluca (cemien). Ondan (cennetten) ininiz. Sonra ne zaman Benden bir hidayetçi gelir de, kim hidayetçime tâbi olursa, artık o ne yolu şaşırır, ne de bedbaht olur.  20/123

Yukarıda meali yazılı ayette Cennetten çıkarılanların ve uyarılanların Cemaat yani topluluk olduğu vurgulanmış. Cemaatin bir kişiden fazla olması gerekir K. 20/123 ayette  Cemaate Hidayetçi yani uyarıcı gönderileceğinden bahsediliyor. Âdem’in Allah tarafından hidayete erdirildiği Bak. K. 20/122 ayet. Âdem Allah tarafından hidayete erdirildiğine göre ayrıca ilk peygamber olarak kabul edilir. Âdeme uyarıcı gelmesi beklenemez.  İblis Ceza gününe kadar lanetlenmiş, dolayısıyla İblis’e de  uyarıcı gönderilmesi beklenemez  Kalıyor Havva, Havva tek kişi K. 20/123 ayette ise   topluluğa hitap ediliyor. Bu demek oluyor ki. Cennetten çıkarılanlar Âdem, Havva ve İblisten ibaret değil. Onlardan başka topluluk halinde çıkanlar var. Tek ihtimal kalıyor, oda Âdem ve Havva dışında topluluk teşkil eden ve Âdem ile Havva’dan cinsel birleşmeyle ürememiş çocukların veya yetişkinlerin varlığı. Nefsleri Âdem ve Havva’dan olduğundan Âdem ve Havva’nın çocuklarıdırlar fakat bedenleri Âdem gibi doğrudan topraktan yaratılmış. Âdem ve Havva cennette cinsel ilişkide bulunmamışlardı zira yasak ağaçtan yiyinceye kadar cinsel organlarını bilmiyorlardı. Tuvalete gitme ihtiyaçları da yoktu zira her iki durumda da Cinsel organlarını bileceklerdi. Yasak ağaçtan yer yemezde ayıp yerleri kendilerine göründü ve akabinde cennetten kovuldular. Kuran’dan mealen:

-   Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.  20/121

-   Nefisleri Âdem ve Havva’dan beden yapıları doğrudan  topraktan olan bu topluluk bireyleri. Renk ve dil açısından Irkların ilk bireyleriydiler. Cennetten dünyanın çeşitli yerlerine indiler. Aksi takdirde dünyaya inen Âdem ve Havva Avrupa’da sarışın çocukları  olacak, Afrika’da siyah çocukları olacak, başka yerde beyaz veya Kızılderili çocukları. Kuzey kutbunda Eskimo tipli çocukları olacak. Bu durum Âdem ve Havva’nın dünyanın her köşesini gezerek ayrı ayrı renkte ve dilde doğumla olmuş çocuk bırakmalarını gerektirir. Âdem ve Havva  en nihayet birer insandı buna güçleri yetmezdi. Bundan da anlaşılıyor ki ırkların ilk bireyleri her birisi birçok çiftler halinde cennetten çıkıp dünyaya geldiler. Âdem ve Havva’nın indiği yeryüzüne birlikte inen çift bireyler de vardı. Cennetten dünyaya geliş topluluk yani cemaat halinde  ve çeşitli ırklar şeklinde olunca. Kardeş kardeşe evlilik olmaması bir tarafa. İlk safhada muhtemelen bir çok ırklar bir birleriyle karşılaşmamış bile. Dolayısıyla şimdiye kadar çok kimsenin sandığının aksi bir manzarayla karşı karşıya kalıyoruz.  Allah bu duruma Kuran’da dikkat çekiyor. Kuran’dan mealen:

-  Ve O'nun ayetlerindendir semaların ve yerin yaradılışı ve dillerinizin ve renklerinizin ihtilâfı. Muhakkak ki, bunda bilginler için elbette ayetler vardır.  30/22

Böylece dünyada ki ilk aşamada İnsan nesli dünyanın çeşitli yerlerine dağılıp yerleşmiş (Bu konuda başka bir çalışmamda İlk aşamada Havva’nın Cinsel birleşme olmadan çocuk doğurmasının mümkün olduğunu ve böylece insanlığın çoğaldığını konu etmiştim. Bu şekilde bir çoğalmada görüşü de Kuran’a aykırı değildir. Fakat hitap edilen Cemaat kavramı dikkate alındığında hatalıdır.) Âdem, Havva ve Çocuklarından oluşmuştur. Şahıs yapısı olarak bu İnsan neslinin bireylerinden Âdem baba olarak daha öncede belirttiğim gibi Nefis, Beden ve Ruh’tan oluşmuş, Havva ve diğer çocuklar; çocuk derken aslında yetişkin kimseleri kast ediyorum, Nefs ve Bedenden oluşmuşlardı. Zira tek Âdeme Allah tarafından Ruh üflenmişti. Konu buraya gelmişken Âdem’e benzer şekilde yaratılan İsa Peygamberden bahsetmek gerek.  Kuran’dan mealen:

-   Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da hemen oluverdi. 3/59

Yukarıda meali yazılı ayetten benim anladığım, Âdem’in Annesiz Babası, İsa’nın Babasız olarak özel olarak Allah’ın Ol emriyle yaratılmış olmalarına ve Kendilerine Ruh üflenmiş olmasına vurgu yapılmasıdır. Bu durum başka yaratıkların özel olarak yaratılmadıkları manasına gelmez zira insan aklı hemen anlar ki bütün yaratık türlerinin ilkleri özel yaratılmıştır. Örneğin ilk yaratılan Aslanın anne babası mantıken yoktur. Durum bu şekilde olunca Kuran’a dayalı olarak İsa’nın yaratılışına bakalım. Kuran’dan mealen:

- Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir mekâna çekilmişti. 19/16

-  Kendisini onlardan gizlemek için bir de perde çekmişti ( Bir tepe bir Mânia arkasında olmak gibi). O'na ruhumuzu göndermiştik. O da tam bir insan sûretinde görünmüştü ona. 19/17

- Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." 19/18

- Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)."  19/19

- Meryem: "Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!"  19/20

-   İşte böyle dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti.  19/21

Olayda İnsanlar arasında Erkek ve Dişinin cinsel ilişkisinde meydana  gelen  olay gibi bir olay düşünülmemelidir. Ruh’ta Nefs olayı olmadığı gibi Ruh İnsanda değildir, Ruhun insan şeklinde görünmesi sadece bir görünümdür. Bu  O’nun insan haline geldiği manasına gelmez. Ayrıca Ruh İnsanın asli  yapısında bulunan bir özellikte değildir. İnsanın asli yapısı Nefs ve Bedenden meydana gelir. Ruh’un bir insana verilmesi sadece Allah’ın o insana bir rahmeti ve desteğidir.

Peki Ruh olarak Meryem’e gelen kimdi. Kuran’dan mealen:

-   Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz? 2/87

-  İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.  2/253

Kuran’da Ruh kavramı olduğu gibi, Ruhu’l-Kudüs veya Ruhu’l-Emin veya  Ruhumuzdan sözleriyle ayrıca özel kavramlar var. Veya İsa’ya Ruh denmesi veya Kuran’a Ruh denmesi gibi özel vurgularda benim anladığım.  Ruh tek olmasına rağmen birden çok adının olmasıdır.. Tabi bu tür söylemlerim bana ait tefekkür anlayışlarıdır. Tefekkürlerde yanılma payı olabilir, Doğru tefekkür etmede ve doğru bilgi almada Allah’ın yardımını dilerim. Konuya devam edecek olursam, Meryem’ e gelen Ruh ne yapmıştı. Kuran’dan mealen:

-   Irzını (bir kala gibi) koruyan o kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş, kendisini de, oğlunu da âlemlere ayet kılmışdık. 21/91

-   Ve Allah, ırzını bir kale gibi koruyan İmran kızı Meryem'i de örnek verdi. Biz onun rahmine ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu. 66/12

Yukarıdaki ayet meallerinde görüldüğü Meryem’e iki kere Ruh üflenmiş K. 21/91 ayette belirtilen Meryem’e Ruh üflenmesiyle, Meryem’in Ruh’la desteklenip güçlendirildiği. Böylece Meryem de tıpkı Adem gibi Nefs, Beden ve Ruhun bir araya gelmesi özelliğini kazanır. K. 66/12 ayette belirtilen Rahmine ayriyeten üflenmesi olayı İsa’nın yaratılışını anlatır. Meryem’in rahmine Ruh üflenmesiyle   Nefsin ve bedenin üzerinde  Allah’tan bir kelime ve Ruh olarak tanımlanan  İsa yaratılır. Beden İnsanda bir elbise gibi detaydır bundan daha önce bahsetmiştim, İnsanda esas olan Nefis ve Ruhtur.  Bundan dolayı Kuran’da  İsa Allah tarafından Allah’ın bir Kelimesi ve bir Ruh olarak belirtilir. Burada İsa’da bulunan Nefsin Ruh’a rağmen ne konumda ve ağırlıkta olduğunu bilemem .Kuran’dan mealen:

          - Ey Kitab ehli! Dininizde sınırları aşmayın ve Allah hakkında ancak hakkı söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve kendisinden bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve peygamberlerine iman edin, "(Allah) üçtür" demeyin.  Kendi iyiliğiniz için buna son verin. Allah, ancak bir tek ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.   4/171

Kelime olma olayı Allah’ın bir yaratığı olma olayını belirtir. Her ne kadar İsa Annesi Meryem’den aldığı beden içerisinde bir Ruh olsa da Allah’ın bir kelimesi yani bir Kulu olmaktan öteye gidemez. İsa bütün kullar gibi Ne Allah’ın oğlu nede Allah’tır nede İlahlıktan pay almıştır. İlahlık yalnız ve yalnız Allah’a mahsustur. Allah dışında olan kâinatta ki her şey Allah’ın bir kuludur ve bu kulluktan öteye gidemezler. Kuran’dan mealen:

        - Dedi ki: «Yarabbi! Bana çocuk nereden olabilir! Halbuki bana bir beşer dokunmamıştır.» Buyurdu ki, «Öyledir. Allah Teâlâ neyi dilerse yaratır. Bir şeyi murad edince ona sadece 'Ol!' der, o da hemen oluverir.»  3/47

 - Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O, bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir. 19/3

-  Görüldüğü gibi İsa Allah’ın Ol emriyle yarattığı bir kuludur.  Ayrıca İsa’nın yaratılışında Meryem’in diğer hamile kadınlar gibi dokuz ay on günlük bir hamilelik sürecinin olmadığı da anlaşılmaktadır. Bu şekilde bir hamilelik süreci olsaydı çevresi İsa daha doğmadan gebelikten dolayı hamile olduğunun farkına varacaklardı. Meryem’in Rahmine Ruh üflenmesiyle İsa hemen (bebek) çocuk oluveriyor ve akabinde doğuyor ve annesiyle konuşuyor. Durumdan  üzülmemesi için de Annesine moral destek veriyor. Kuran’dan mealen:

-  Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.  19/23

-  Derken aşağı tarafından ona şöyle seslendi: «Sakın üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı yarattı.  19/24

-Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş tâze hurmalar dökülsün   19/25

- Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)'a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım."  19/26

Böylece durum hakkında İnsanlarla konuşmayı İsa kendi üzerine alıyor. Kuran’dan mealen:

        - Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!" 19/27

        - "Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."  19/28

        - Bunun üzerine (Meryem) ona (îsâya) işaret etdi. «Biz, dediler, henüz beşikde bulunan bir sabî ile nasıl konuşuruz»? 19/29

        -  (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." 19/30

       -  Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. 19/31

       -    "Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı." 19/32

       - Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de. 19/33

          - İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya düştükleri "Hak Söz". 19/34

İsa peygamber konusunda insanların çok çeşitli kuşku ve iddiaları vardır. Bu kuşku ve iddialar bugünde sürmektedir. Kimileri Allah olduğunu söylüyorlar, kimileri Allah’ın oğlu olduğunu dolayısıyla Allah olduğunu. Söyleyerek şirk’e düşmekte. Kimileri de ki bunlar Müslüman olduklarını söylemekle beraber hadisler veya sünnet dininin tabileri olanlar. İsa ölmedi kıyametten önce tekrar dünyaya gelip dünyayı kötülüklerden temizleyecek gibisinden sözler söylemekteler. Bir soralım şunlara dünyada ki kötülüklerin şirk dahil yok olmasını İsa’ya veya başka şahıslara bağlamışsanız. İddia ettiğiniz konuların düzelmesinde Kuran’a güveniniz ne kadardır. Kuran’a göre kesinlikle İsa tekrar dünyaya gelmeyecek yukarıda ki ayet meallerinden K.19/32 de bu durum açıkça bellidir. Kuran’dan mealen:

-   Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün de. 19/33

Yukarıda meali yazılı ayette İsa’nın dünyada ki yaşamıyla ilgili olarak  kaç safha var. Üç safha değil mi?. Herkes gibi doğum ölüm ve diriliş değil mi.? Nasıl bütün insanlar doğuyor ölüyor ve kıyamet günü diriliyorlarsa İsa içinde aynı şey geçerlidir. İsa’da annesinden aldığı özelliklerle tamamen bir İnsandı yemek yer uyur ve ölümlüydü. Bu konulara daha fazla girsem iş uzayacak. Ben yine Ruh konusuna döneyim.

Muhammed Peygamberimiz ve Ruh

Bütün peygamberler bizim peygamberimizdir, Muhammed Peygamberimiz sözcüğünü bize gelen peygamber manasında kullanıyorum.

 Peygamberimiz Muhammed Yaratılışta Beden ve Nefsten yaratılmıştır. Kendisine Ruh verilmesi Kuran vahyinin kalbi üzerine inmesiyle olmuştur. Allah Vahyini Peygamberimiz Muhammed’in kalbi üzerine Kendisi de  Bir Ruh olan Cibril vasıtasıyla inmiştir. Cibril Ruhtur O’nun diğer iki adı Ruhu’l-Kudüs ve Ruhu’l-Emindir. Peygamberimiz Muhammed’in kalbi üzerine Allah’ın emriyle indirdiği Kuran Vahyi’de Ruh ve Nurdu: Kurandan mealen:

-       Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletiyorsun. 42/52       

-       De ki: "Allâh'ın izniyle Kur'ân'ı kendinden öncekini doğrulayıcı ve inananlara yol gösterici ve müjdeci olarak senin kalbin üzerine indirdiği için, kim Cebrâil'e düşman olursa 2/97

-       kim Allah'a, meleklerine, elçilere, Cebrâil'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki, Allâh da inkâr edenlerin düşmanıdır. 2/98

    -       De ki: "İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur'an'ı) hak olarak Rabbinden Ruhu'l-Kudüs indirmiştir." 16/102

 -   Onu Ruhu'l-emin indirdi. 26/193

 -  Uyarıcılardan olman için, senin kalbinin üzerine (indirmiştir)             26/194

         Görüldüğü gibi Kuran Ruh ve Nurdur ve Peygamberimiz Muhammed’in Kalbi üzerine inmiştir. Böylece Peygamberimiz Muhammed’e Ruh verilmiştir. Bunun manası Kuran’ın iniş süreci boyunca Ruh alması demektir.

Diğer İnsanlar ve Ruh

Âdem, İsa ve Muhammed peygamberlerin Ruh’la ilgili durumlarından bahsettim. Peki diğer insanların Ruh ile ilgisi nedir. Peygamber olmayan insanlara da Ruh verilmekte midir? Bundan yine Kuran ışığında bahsedecek olursam. Kuran’dan mealen:

-     Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğun, babaları, oğulları, kardeşleri yahut kendi soy sopları olsalar bile, Allah'a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. İşte Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacaktır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, Allah'ın tarafında olanlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.  58/22

Görüldüğü gibi Allah taraftarı olan herkese Allah tarafından  kendilerine Ruh verilmesi şeklinde destek sağlanır. Allah bu kimseleri Kendi Hizbi yani Hizbullah olarak isimlendirmiştir. Ruh’un İnsanlara verilmesiyle ilgili olarak Kuran’dan başka örnekler:

-            O, kullarından dilediği üzerine kendi emrinde Ruh ile melekleri indirir ki, korkutunuz. Şüphe yok ki, Benden başka ilâh yoktur. Artık Benden korkunuz.   16/2

-          (O,) Dereceleri yükselten; Arş'ın sâhibi (Allâh), buluşma gününe karşı uyarmak için, emrinden olan ruhu, kullarından dilediğine indirir. 40/15

İnzar yani İslami dini uyarı görevi Müslüman bireyler tarafından peygamber olmasalar da yapılabilecek bir görevdir. Kuran’daki Allah vahyi ile diğer insanları ve kendi nefislerini uyarmak Müslüman kimseler için çok önemli bir görevdir. Bu görevi üstlenip yerine getiren kimseleri Allah kendi tarafından Ruh ile desteklemektedir. Bu kimselere melekler dini vahiy getirmezler, bu kimseler yaşamları boyunca kendilerine Ruh getiren meleklerin farkına bile varmaya bilirler. Hatta kendilerine Ruh desteği verildiğinin farkında da olmayabilirler. Şu olabilir ki bu kimselerde Allah Sevgisi, Allah’ın sevdiklerine sevgi, Allah’a ibadet, büyük günahlardan ve haramlardan uzak durma, Allah’ın sevmediklerini sevmeme ve dini gayret isteği bir anlık heves olarak değil bir yaşam biçimi olarak vardır. Yukarıda meali yazılı üç ayet bu konuda yol göstericidir. Bu durumda bahsi geçen kimselerde üç oluşum olarak Beden, Nefs ve Ruh bir arada bulunmaktadır.

Müslüman Olmayan kimselerde Ruh açısından durum nasıldır: Müslüman olmayan kimselerde Beden ve Nefs vardır, Ruh yoktur. Müslüman derken İlk insan Âdem den kıyamete kadar yaşayan ve yaşayacak tüm Müslümanları kastediyorum. Zira isimleri birdir Allah hepsine tek isim olarak Müslüman adını koymuştur. Kâfirlerde derken de İlk insan Âdem den kıyamete kadar yaşayan ve yaşayacak tüm kâfirleri. Kuran’ın 58/9 ve 43/36 da tanımlananları ve başka ayetlerde Kafir olarak tanımlanan kimseleri kastediyorum. Bunlarda kâfir oldukları müddetçe Ruh olmaz. Sadece Nefs ve Beden vardır.  Bunlarla ilgili olarak, Kuran’dan mealen:

-     Şeytan onları hâkimiyeti altına alıp kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. 58/19

Bu kimselerin Kuran’da ki adı Hizbuşşeytan’dır  Allah’ın zikrinden yüz çeviren bu kimselerle ilgili olarak. Kuran’dan mealen:

-    Rahmân'ın zikrini/Kur'an'ı umursamayan kimseye bir şeytanı musallat ederiz de onun yakın bir dostu olur. 43/36

Görüldüğü gibi Hizbuşşeytan’a Ruh verilme desteği yerine Şeytan musallat edilmektedir. Böylece bu kimselerde her ne kadar Şeytan içlerinde değil yanlarında ise de. Bedenleri, Nefsleri ve Şeytanlarıyla bir arada dünyada yaşam sürerler. Allah’ın zikrinden yüz çevirip umursamadıkları müddetçe durumları budur.

Fereç Hüdür