ANASAYFA

  ÖZ GEÇMİŞİM

KUR'AN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK

ZULKARNEYN KISSASI

NEFS VE RUH KAVRAMLARI

İSLAM BARIŞ DİNİDİR

KADER NEDİR SORUMLULUK KİME AİTTİR

KARDEŞ KARDEŞE EVLİLİK OLMADAN ÇOĞALMA

MÜSLÜMANLIK MÜMİNLİK HANİFLİK

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

KURANDA SALAT KAVRAMI VE NAMAZ

SÜNNET ETMEK ALLAH'IN YARATIŞINI DEĞİŞTİRMEDİR

HADİSLER HIRİSTİYANLIK VE SELMAN RÜŞTÜ

KUR'AN KORUNMUŞTUR

KUR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ

İSLAM DİNİNİN ÖĞRENİLMESİNDE KAYNAK SORUNU

KUR'AN'A GÖRE KÖLELİK

KUR'AN'A GÖRE RESÛL VE NEBİ KAVRAMLARI

AVRUPADAN KUR'AN'A GÜZEL YAKLAŞIMLAR

KUR'AN AÇISINDAN DİNLER ARASI DİYALOG

SULARI KARIŞMAYAN DENİZLER VE MERCAN KONUSU

KUR'AN'A YAPILAN SAYISAL İTİRAZLARA CEVAP

ATEİSTLERİN 97 SORUSUNA KUR'AN'DAN CEVAPLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               

KUR’AN’A GÖRE RESÛL VE NEBİ KAVRAMLARI

Son zamanlarda kendilerini Müslüman olarak tanımlayan bazı kimseler tarafından en fazla en fazla çarpıtılmaya çalışılan ve İstismar edilen Kur’an kavramları arasında Resûl ve Nebi kavramları gelmektedir. Peygamberimiz Muhammed’den sonra Müslüman ve Mümin olmayı kendi nefisleri için yeterli görmeyen bazı kimseler özellikle kendileri için Mehdi veya Resûl unvanlarını yakıştırmakta ve o şekilde kendilerini tanıtmaktadırlar, Mehdilik Kur’an’da yer almayan boş bir iddia olduğundan bunu burada konu etmeyeceğim, Resûllük ise Kur’an kavramları arasında olduğundan Nebilik kavramıyla birlikte ele alıp Kur’an ölçüsüne göre tanımlamaya çalışacağım ve görülecektir ki, Peygamberimiz Muhammed’den Sonra dini tebliği bazında Resûllük iddia edenler çok derin bir sapma içerisinde oldukları gibi, Kur’an’da tanımlanan Nebiliğe bağlı Resûllük kavramından da çok uzaktırlar.

İRSAL VE RESÛL KAVRAMI:

İrsal herhangi bir varlığı herhangi bir görevle bir yerden bir yere göndermek demektir, Resûl ise şahıs bazında bu irsal ile ilgili görevi yüklenen kimsedir. Yüklenilen görev dini tebliğ bazlı olabileceği gibi dini tebliğ bazlı olmayan bir görevde olabilir. İrsalin Allah tarafından yapılmış olması durumlarıyla ile ilgili olarak, Kur’an’dan mealen:

- Ve onların üzerlerine bölük bölük kuşlar gönderdi (ersele-irsal etti). 105/3

- Ve o bir Yüce Yaratıcıdır ki, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderir (Yursilü-irsal eder). Nihâyet rüzgârları ağır ağır bulutları yüklenince biz onu bir ölmüş ülkeye sevk etmiş oluruz. Derken onunla su indirmiş, sonra da onunla her çeşit meyveleri meydana çıkarmış oluruz. İşte böylece ölüleri de çıkarırız. Gerektir ki, siz şünüp ibret alasınız. 7/57

- (Ve o, o) Kerim zat (tır ki: Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderdi (ersele-irsal etti) ve gökten tertemiz bir su indirdik. 25/48

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi Allah tabiat kuvvetlerinden de irsalde bulunmaktadır. Meleklerin irsal edilmesi, Kur’an’dan mealen:

- (İbrahim peygamber) Ve dedi ki: Ey elçiler! (eyyühel mürselün). Artık işiniz nedir?. 15/57

- Dediler ki: Muhakkak biz, suçlu olan bir kavime gönderilmişizdir (ursilne). 15/58

- -Cibril- dedi ki: Ben sana bir tertemiz oğul bağışlamak için, Rabbin ancak bir Resûlüyüm. 19/19

- Ve o kullarının üzerinde tasarruf sahibidir. Ve sizin üzerinize hafaza meleklerini gönderir (yursilu). Nihâyet sizden birinize ölüm gelince onun canını bizim gönderdiğimiz Resûller (rusûlune “melekler” ) alırlar, ve onlar vazifelerinde kusur etmezler. 6/61

Allah tarafından irsal edilip Resûl olarak tanımlanan can alıcı görevliler, meleklerdir, Kur’an’dan mealen:

- Bunun sebebi şudur ki: Onlar, Allahn indirdiğini hoşlanmayanlara dediler ki: Biz size bâzı emirde itaat ederiz. Halbuki, Allah onların bütün gizli konuşmalarını biliyor. 47/26

- Artık melekler, onların yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları vakit hâlleri ne olacak?. 47/27

Görüldüğü gibi gerek İrsal gerek Resûllük Dini Tebliğle ilgili olmadan da Kur’an’da tanımlanmaktadır, bu tür görevlendirmeler tabii olarak kıyamete kadar sürecek olan olaylardır, bundan dolayıdır ki Resûllük olayı son bulmayarak kıyamete kadar sürüp gidecektir, Resûllük olayı son bulsaydı, örneğin: tabiat olayları duracağı gibi hiç kimsede ölmeyecekti. Bundan dolayıdır ki, Allah Kuran’da Nübüvvetin son bulduğunu bildirmesine rağmen Resûllüğün son bulduğunu bildirmemiştir. Kur’an’dan mealen:

- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allahn Resûlü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir. 33/40

İşte konunun hassas tarafı burasıdır, o zaman Nebilik ne demektir.

NEBE ve NEBİLİK KAVRAMI:

Nebe, haber demektir, Nebi ise Allah tarafından görevlendirilip gönderilen yani İrsal edilen şahsın, Vahiy yoluyla kendisine bildirilen Dini bilgileri başka bir ifadeyle dini haberleri tebliğ edip bizzat bildiren kimse demektir. Dolayısıyla her Nebi, Allah tarafından gönderilmiş olduğundan Resûldür, bu Risaletin içeriği dini vahiy ve bu dini vahyin tebliği olayıdır, bu dini vahiy bizzat Resûl tarafından birebir tebliğ edildiğinde, bu konumundan dolayı yani bire bir tebliğden dolayı Nebilik vasfını almaktadır, yoksa sırf Risaletten dolayı değil, bizzat kendisi tebliğ edemiyorsa getirdiği mesaj başkaları eliyle ulaştırılıyorsa bu durumda tebliğ edilenlere ulaşan mesaj yalnız Risâlet yoluyla ulaşıyor demektir, Risaleti ulaştıranlar Resûl vasfını kazanmaz, Resûllük vasfı her durumda yalnız Allah tarafından Resûl olarak görevlendirilen şahsa aittir. Bundan da anlaşılacağı gibi her Nebi aynı zamanda Resûldür fakat her Resûl Nebi değildir. Kur’an’a göre Peygamberimizin vefatıyla birlikte Nebilik son bulduğundan buna bağlı olarak, hiçbir kul Allah tarafından dini tebliğ göreviyle irsal edilmez, başka bir ifadeyle dini tebliğ bazlı Resûllükte son bulmuştur. Bunun aksine olarak bir kişi çıkıp ta ben Resûlüm, Allah tarafından dini tebliğ etmekle görevlendirildim demesi halinde bu şekilde dini tebliğ görevi Nübüvvet olduğundan, Nübüvvetin son bulduğunu bildiren ayeti inkar ettiği gibi, Allah, tarafından irsal edilmemiş olmasına rağmen Resûllük iddia etmekle de Allah adına yalan iftira etmektedir, Allah adına yalan iftira edenler ise Kur’an’da en zalim kimseler olarak tanımlanmışlardır, Kur’an’dan mealen:

- Allah'a karşı yalan uydurandan, ya da kendisine bir şey vahye dilmemiş iken "Bana vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allahn indirdiği gibi indireceğim!" diyenden daha zalim kim olabilir? O zalimler ölüm dalgaları içinde, melekler ellerini uzatmış: "Haydi canlarınızı çıkarın, Allah'a gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü, bugün alçaklık azabıyla cezalandırılacaksınız!" (derken) onların halini bir görsen! 6/93

Risalet görevi ve buna bağlı Nebilik görevi doğrudan ve ıktan Allah tarafından görevlendirilen şahsa bildirilmek suretiyle verilen görevlerdir, kişinin kendi nefsi için hayalinde oluşturduğu veya kendi şahsına yakıştırdığı görevler değildir. Nebilik göreviyle Allah tarafından irsal edilen başka bir ifadeyle Resûl olarak gönderilen şahsa bu görevi somut olarak bildirilir. Önemine binaen tekrar edecek olursam; Peygamberimizin vefatıyla birlikte Nebilik son bulduğundan Nebilik yüklenicisi Resûllükte kıyamete kadar son bulmuştur. Bunun dışında Resûllük iddia eden kimselere sen neyin Resûlüsün; hangi görevle irsal edildin diye sormak lazımdır, eğer dini tebliğle irsal edildim der ise iddia ettiği şey Nebilik olduğundan daha öncede belirttiğim gibi bu konudaki Kur’an ayetini inkar ettiği gibi, Allah’tan bir görev almamış olmasına rağmen, aksini iddia etmekle de bile bile Allah adına yalan söylemektedir.

Bu konularla ilgili olarak ayetlerden örnekler vermek suretiyle konuyu daha detaylandırmakta fayda vardır, Şöyle ki:

DİNİ TEBLİĞ OLAYINDA RESÛLLÜK ve VAHİY İLİŞKİSİ

Kûr’an’dan mealen:

- Seni de böylece, kendilerinden önce nice milletler geçmiş bulunan bir millete gönderdik ki (Erselnake-irsal ettik), sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ederler. De ki: "O (Rahman), benim Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur. O'na dayandım, tövbem yalnız O'nadır." 13/30

Görüldüğü gibi Nebilikle birlikte Resûlün İrsal edilmesi olayında, Risaletle birlikte görev olarak Dini Vahyin tebliği vardır. Risalet başka bir ifadeyle Resûllük dini tebliğde Nebilikten bağımsız olamaz. Zira başlangıç hareket noktasında görevlendirilen şahıs bu iki görevi beraber taşır. Bizzat kendisi yüz yüze tebliğ yapıyorsa konumu Resûl nebi konumudur, Vefat etmiş ise veya Vefat etmemiş olmasına rağmen bizzat kendisi tebliğ yapamıyorsa Risâletinin içeriğinde getirdiği dini vahy başkaları eliyle ulaştırılıyorsa bu durumda yalnız Resûllük konumu söz konusudur kendisi dışında Risâlet görevini ulaştıranlar hiçbir şekilde Resûllük vasfını kazanmazlar bu vasıf Allah tarafından ıktan ığa net bir şekilde görevlendirilen şahsa aittir. Peygamberimizden örnek verecek olursam Resûl-Nebi vasfının sahibi yalnız Peygamberimiz Muhammed’dir, Kendisinden başka, Dini tebliğ yapan kimseler, Sahabeler dahil olmak üzere bütün Müminler ve Müslümanlar kıyamete kadar ne Nebilik Nede Resûllük vasfını alamazlar, Zira her iki vasıf ancak Allah tarafından seçilen şahsa direkt olarak verilmekle elde edilir. Resûllük ve Nebilik bağlantısıyla ilgili olarak diğer Peygamberlerden örnekler verecek olursam, Kur’an’dan mealen:

- Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad ve Semud ile onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Ki onları, Allah'tan başkası bilmez. Elçileri (Rusûlühüm) onlara apaçık delillerle gelmişlerdi de, ellerini ağızlarına götürüp (öfkelerinden ısırdılar) ve dediler ki: 'Tartışmasız, biz sizin kendisiyle gönderildiğiniz ‘ürsiltümbihi-kendisiyle İrsal edildiğiniz’ şeyleri inkâr ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeyden de gerçekten kuşku verici bir tereddüt içindeyiz.' 14/9

- Onlara: "Yalnız Allah'a kulluk edin!" diye önlerinden ve arkalarından elçiler (Rusûlü-Resuller) gelmişti. "Rabbimiz dileseydi, melekler indirirdi. Biz sizinle gönderilen mesajı tanımıyoruz." dediler. 41/14

Bilindiği gibi Peygamberimizden sonra Resûllük iddiasında bulunanlar Resûllüğü ve Nebiliği iki ayrı şahsiyetmiş gibi ortaya koymak suretiyle Nebilikten bağımsız olarak yalnız Resûllük iddiasında bulunmaktadırlar, bunu yaparken Resûllük kavramının içeriğini kendilerine benimsedikleri çesitli payelerle doldurmaktadırlar, halbuki Resûllük kavramını dini tebliğde dolduran tek şey ancak ve ancak Nebiliktir, dolayısıyla Resûllük iddialarına bağladıkları dini payelerin tamamı Nebilik iddiasından başka bir şey değildir. Bu iddiaları ise Kur’an’ın Nebiliğin son bulduğuyla ilgili (33/40) ayetini inkardır, herhangi bir Kur’an ayetini inkar ise İslam dinine göre küfürdür. Allah’ın Kur’an’da Peygamberlere hitabında, bazen yalnız Resûl bazen de yalnız Nebi diye hitap etmesi onların aynı zamanda hem Resûl hem de Nebi olmadıkları manasında değildir, zaten onların aynı zamanda hem Resûl hem de Nebi olduklarının Kur’an öğretisiyle bilinen bir durum olmasından dolayıdır. Dini Tebliğ olayında Resûllük ve Nebilik iki ayrı şahsiyet olsaydı bir şahısta birleşmezdi, halbuki Kur’an ayetlerinde her iki kavramın aynı şahısta birleştiğini görüyoruz, Kur’an’dan mealen:

- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allahn Resûlü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir. 33/40

- O kimseler ki, Resûle, ümmî Nebiye tâbi olurlar. O (peygamber) ki, onu yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılmış bulurlar. Onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten men eder ve onlara temiz olan şeyleri helâl kılar, onların üzerine pis şeyleri de haram kılar. Ve onlardan ağır yüklerini ve üzerlerinde bulunan bağları kaldırır, artık o kimseler ki ona imân ederler ve ona saygı gösterir ve yardımda bulunurlar ve onunla beraber indirilmiş olan nur'a tâbi oluverirler, işte kurtuluşa erenler onlardan ibârettir. 7/157

- Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş Resûl Nebi (Kene Resûlen nebiyyen) idi. 19/51

- Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve Gönderilmiş gönderilmiş Resûl Nebi (Kene Resûlen nebiyyen) idi. 19/54

Görüldüğü gibi Resûllük ve Nebilik bir şahısta birleşmektedir. Buna Rağmen Allah Din Tebliğ eden Nebileri yalnız Resûl olarak ta tanımlar, bu onların zaten Nebi olduklarının Kur’an’da tanımlanmış olmasından dolayıdır, Şöyle Ki, Kur’an’dan mealen:

- Ey ehli kitap!. Dininizde haddi aşmayınız ve Allah Teâlâ'ya karşı haktan başkasını söylemeyiniz. Şüphe yok ki, Meryem'in oğlu ise Allah Teâlâ'nın ancak bir Resûlüdür ve onun tarafından bir kelimedir, onu Meryem'e ulaştırmıştır ve onun tarafından bir ruhtur. Artık Allah Teâlâ'ya ve onun Resûllerine imân ediniz ve üç demeyiniz, vaz geçiniz, sizin için hayırlı olur. Muhakkak ki, Allah Teâlâ bir tanrıdır kendisi için bir çocuk bulunmaktan yücedir. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa hepsi de onundur. Vekil olmak için de Allah Teâlâ kâfidir. 4/171

- O çocuk- (İsa) dedi ki: Ben şüphe yok Allahn kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir Nebi kıldı. 19/30

- Her ümmet için bir Resûl vardır. Artık onlara Resûlleri geldiği vakit aralarında adâletle hükmedilmiş olur ve onlar zulm olunmazlar. 10/47

- Ve Muhammed de ancak bir Resûldür. Ondan evvel de Resûller gelip geçmiştir. Eğer o ölse veya öldürülse siz gerisin geriye mi dönüvereceksiniz?. Ve her kim gerisin geriye dönerse elbette Allah Teâlâ'ya hiçbir zarar vermiş olamaz. Ve Allah Teâlâ şükredenlere mükâfat verecektir. 3/144

- Nitekim sizin içinizde sizden bir Resûl gönderdik (erselne) ki size bizim ayetlerimizi okuyor ve sizleri tezkiye ediyor ve sizlere hitap, hikmet öğretiyor. Ve sizlere bilmedikleriniz şeyleri öğretiyor. 2/151

- Yemin olsun ki, biz İsrail oğullarının misâkını aldık ve onlara Resûller (Rûsulen) gönderdik (erselne). Her ne vakit onların nefislerinin arzusuna uymayan bir hüküm ile onlara Peygamber geldi ise onlardan bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. 5/70

Yukarıdaki ayet meallerinde bazen kelime olarak Nübüvvetten bahsedilmemesine rağmen İnsan bazında gönderilen Resûllerin Dini Vahyin tebliğiyle görevli şahıslar olmalarına dikkat edildiğinde bu görevin Nübüvvet olduğu ıkça anlaşılır.

Konunun kolay anlaşılması ısından benzetme yapacak olursam,Dini Tebliğ olayında Resûllük taşıyıcı bir kap gibidir, Nebilik ise taşıyıcı kabı dolduran görev ve bu görev doğrultusunda bu görevi alan kimse bizzat kendisi birebir tebliğde bulunuyorsa Resûl ve Nebidir. Kur’an’a göre Nebilik olayı Peygamberimiz Muhammed’in vefatıyla birlikte son bulduğundan, Peygamberimizden sonra hiç kimse şahhas olarak dini tebliğle ilgili Resûllük iddiasında bulunamaz, bulunması halinde Nebilik iddia etmiş olmaktadır. Zira, Dini tebliğde Risaletin içeriği ancak Nebilikle dolar.

ÖRNEĞİN: Peygamberimiz Muhammed Zamanında çağdaş olarak yaşadığımızı şünelim, peygamberimiz Allah tarafından kendisine verilen dini görevi bize birebir tebliğ ettiğinde Nebilik yapmaktadır, aynı zamanda dini tebliğ yapmak için Allah tarafından gönderilmiş olduğundan Resûldür. Bu konumda Resûl nebi kavramının manası ıktır. Vefat ettiğinde birebir tebliğ olayı olamayacağından Nebilik unvanı kendisi için yok olmamakla birlikte, güncel olarak şahhas tebliğ olayı son bulduğundan bu ıdan Nebilik görevi biter, fakat getirdiği dini mesajın çesitli şekilde insanlara erişimi devam ettiğinden, Resûllüğü son bulmaz eriştiği herkes için devam eder. Diğer peygamberler içinde durum aynıdır, Resûllükleri eriştiği herkes için devam etmekle beraber Nebilik görevleri vefatlarıyla beraber son bulur. Hatta kendi çağlarında bile, bire bir tebliğde bulanamadıkları kimselere getirdikleri dini mesaj başkaları tarafından ulaştırılıyorsa eriştirilen tebliğ Resûllük olayına bağlı bir tebliğdir, bundan dolayı bütün Müslümanlar bütün Peygamberlerin risaletine iman etmeye davet edilir. Ancak bize göre Kur’an dışında gelen dini Vahiyler ya kaybolduğundan yada tahrif edilmiş olduğundan onlar adına ulaştırılan dini mesajların Kur’an tarafından tasdik edilmesi; doğrulanması, başka bir ifadeyle Kur’an’a uygun olması şartı vardır. Kur’an’dan mealen:

- Resûl, kendisine Rabbinden indirilene imân etti, 'minler de hepsi de Allah Teâlâ'ya ve onun meleklerine, kitaplarına ve Resûllerine imân etti. Biz Allah Teâlâ'nın Resûllerinden hiç birinin arasını ayırmayız - dediler. Ve biz dinledik, İtaat da ettik, mağfiretini dileriz. Ey Rabbimiz -diye niyâz ettiler-. 2/285

- O Yüce Allah, senin üzerine kitabı, kendisinden evvelki -kitapları- tasdik edici olarak hakkıyla indirdi, Tevrat ve İncil'i de indirmişti. 3/3

- Sana da Kitaphak olarak indirdik. Kitap'tan onların elleri arasında bulunanı (kitapları) tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O halde onlar arasında Allahn indirdiğiyle hükmet, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yoleriat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. 5/48

Bu hususlar bütün müminler üzerine farzdır, eski devirlerde de inançta kapsam budur, örneğin herhangi bir peygambere inanan müminler o peygamberin dışında olan peygamberlerin peygamberliklerine inanacak ve o peygamberlere gelen vahye de bozulmamış vahyin ışığında inanacaklardır. Bu ıdan bakıldığında İslam dini bir bütündür, bütün peygamberlere iman olayı dinimizde esastır. Bu bütünlüğün bozulmaması o kadar önemlidir ki, Allah Nebileri ezelde toplayarak bu husus doğrultusunda onlardan misak almıştır. Dolayısıyla, Nebilerden alınan bu misaka uygun davranmak bütün Müslümanlara farzdır, Kur’an’dan mealen:

- Allah, Nebilerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitapdoğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve onu mutlaka destekleyeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi. 3/81

Dikkat edilirse kendilerinden ahit alınanlar, Allah tarafından kendilerine Kitap ve hikmet verilmiş Nebilerdir. Bu kimselerin bu vasıflarıyla hidayeti bulabilmeleri imkanına sahip oldukları şüpheye yer bırakmayacak kadar nettir. Buna rağmen (Allah, İslam dininin bütünlüğü bazında olmak üzere) kendilerinden diğer Resûllerden birinin Risaletinin erişmesi halinde onun Resûllüğü tasdik etmelerini onun Resûllüğü desteklemelerini bir ahit bir misak olarak alınmıştır, onlarda kabul etmişlerdir, her Nebi veya Resûl ümmeti için bir örnek bir yol gösterici olduğundan ona inanan bütün müslümanların bu şekilde davranmaları farzdır.

Yukarıda meali yazılı (3/81) ayeti kendi nefislerine mal edip çarpıtmaya çalışan iki tip vardır.

1- İslam’da son bulan Nebiliktir, Resûllük ise son bulmamıştır, güncel olarak gelen Resûl benim diyerek Resûllük iddia etmenin yanında hızını alamayarak dini vahiy aldığını da iddia eden tip. O zaman ona şunu sormak lazımdır, dini vahiy alıyorsan ve güncel olarak tebliğde bulunuyorsan bu risaletle gelen Nebilikten başka bir şey değil ise nedir, ıktan ığa iddia ettiği şey Risalet bağlantılı Nebiliktir, Nebilik son bulmuştur, buna rağmen Nebilik iddia etmesi Kur’an’a göre küfürdür.

2- Diğer tip kimse ise, İslam’da son bulan Nebiliktir, Resûllük ise son bulmamıştır, güncel olarak gelen Resûl benim diyerek vahiy aldığını iddia etmeden yalnızca Resûllük iddia eden tip. O zaman ona şunu sormak lazımdır, misak günü Nebilere verildiği belirtilen özel kitabın ve hikmetin nerde. İşin bana göre üzücü tarafı bu tipte olan kimselerin Kur’an’a karşı savaş veren kimseler olmayıp, sadece dini bilgilerine ve dini tebliğ yapmalarına aldanıp kendilerine Resûllüğü benimseyen kimseler olmalarıdır, yaptıkları şey Resûl konusunda ki Kur’an öğretisinden sapma olmasına rağmen farkında değillerdir, doğruyu bulmaları için bu iddialarından vaz geçip tövbe etmeleri gerekir.

Peygamberimiz Muhammed son Nebidir, nebilik son bulmakla da nebilik göreviyle ilgili Resûllükte son bulmuş olmaktadır, daha öncede belirttiğim gibi risalet olayı çesitli olaylarla ilgili olabilir, içeriğinde Nebilik olmayınca dini tebliğle bir ilgisi olamaz, Nebilikte son bulmuş olduğuna göre, Peygamberimizden sonra hiç kimse, Allah tarafından dini görevle Resûl olarak gönderilmemiştir. Aksini iddia edenler Kur’an’ı anlamamış kimseler olarak ya art niyetlidirler yada Resûllüğü Nefislerine yakıştıran boş kuruntular içerisindeki kimselerdirler. Bu ikinci kimselerin bu kuruntularından vaz geçip tövbe etmeleri gerekir.

Peygamberimizden sonra bütün insanlar Kur’an vahyini öğrenme imkanı ısından eşittirler, Kim bu imkanı değerlendirip Kur’an vahyini almaya layık olup çalışırsa Allah o imkanı kendisine ihsan eder. Şu var ki bu durumda hiç birimiz hatadan masum olmadığımız için herkim olursa olsun İslam dini adına söylediğinin Kur’an ölçüsüne göre denetlenmesine ihtiyaç vardır.

Fereç HÜDÜR