ANASAYFA

  ÖZ GEÇMİŞİM

KUR'AN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK

ZULKARNEYN KISSASI

NEFS VE RUH KAVRAMLARI

İSLAM BARIŞ DİNİDİR

KADER NEDİR SORUMLULUK KİME AİTTİR

KARDEŞ KARDEŞE EVLİLİK OLMADAN ÇOĞALMA

MÜSLÜMANLIK MÜMİNLİK HANİFLİK

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

KURANDA SALAT KAVRAMI VE NAMAZ

SÜNNET ETMEK ALLAH'IN YARATIŞINI DEĞİŞTİRMEDİR

HADİSLER HIRİSTİYANLIK VE SELMAN RÜŞTÜ

KUR'AN KORUNMUŞTUR

KUR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ

İSLAM DİNİNİN ÖĞRENİLMESİNDE KAYNAK SORUNU

KUR'AN'A GÖRE KÖLELİK

KUR'AN'A GÖRE RESÛL VE NEBİ KAVRAMLARI

AVRUPADAN KUR'AN'A GÜZEL YAKLAŞIMLAR

KUR'AN AÇISINDAN DİNLER ARASI DİYALOG

SULARI KARIŞMAYAN DENİZLER VE MERCAN KONUSU

KUR'AN'A YAPILAN SAYISAL İTİRAZLARA CEVAP

ATEİSTLERİN 97 SORUSUNA KUR'AN'DAN CEVAPLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

              

HADİSLER, HIRİSTİYANLIK ve SELMAN RÜŞTÜ

Bilindiği gibi 28 Eylül 1988 de, Selman Rüştü’nün “Şeytan Ayetler” isimli kitabı yayınlandı, kitabın yayınlanmasının ardından “Rivayetler Dininin” mensuplarınca Selman Rüştü’ye karşı birçok tepkiler ortaya kondu, fakat aynı şahıslar nedense İşin kaynağını araştırma ihtiyacı hissetmedikleri gibi, iddianın oluşumuna neden olan rivayetleri ve rivayet sahiplerini eleştirmeyi akıllarının ucuna dahi getirmediler, zira böyle bir şey yapmaları halinde kendi dinlerini inkar etmiş olacaklardı, kendilerince din olarak kabul edilen “Kütüb-i Sitte” deki rivayetler İnançlarında dokunulmaz kutsal rivayetler olarak kabul edildiğinden bu itikatlarından dolayı kendi inançlarına karşı öz eleştiri yapma imkanına sahip kimseler değildirler, meğerki bu inançlarından vazgeçseler o zaman durum değişir. İnançlarını savunmak için ortaya koydukları, “Biz söyleyince Kutsal, Başkaları aynı şeyi söyleyince Şeytan” mantığı insanların ciddiye alacakları bir mantık olmadığı gibi, İnançlarının eleştirilmesine ve alaya alınmasına neden olan bir mantıktır. 

Bu durum yıllardan beri süre gelmektedir ve Rivayetler dininin mensupları İnançlarını nasıl savunacakları konusunda aciz kalmaktadırlar zira durumun oluşumuna neden olan malzemeler kendilerince kesin kabul görmüş rivayetlerdir, “Malzemeler geçerli kabul edilince o Malzemelerden elde edilen ürünlerin sahteliği iddia edilemez” aksi takdirde yapılan iddia hem akla hem insafa aykırı olur. Selman Rüştü’nün yaptığı aslında özel bir durumda değildir, onun yaptığı çalışmaya benzer çalışmalara malzeme olabilecek yüzlerce rivayet geçerli hadis kitaplarında mevcuttur, son zamanlarda bu Rivayetleri ayıklamak suretiyle “Rivayetler Sistemini Onarıp Kurtarmak ve Böylece Kuran’ın etrafına Post Modern bir Duvar örmek için”  tabiri caizse “Damıtılmış Sünnet” elde etme gayretleri ortaya konmaya çalışılmış ise de bunlar boş çabalardır. Diğer bir kısım kimseler ise, Kuran karşıtı art niyetliler olmadıkları halde Hadisleri ayıklamak suretiyle dokunulmaz kabul edilen hadis sistemini sarsan kimselerde olabilir, bunların çabaları çok önemli ve iyi olmakla beraber, konuya sistem eleştirisi bazında girmedikten sonra çabaları yetersiz ve bir netice alıcı değildir. Yinede çabalarını takdir ediyor ve Allah’ın kendilerinden razı olmasını diliyorum.  Zira karşı karşıya kalınan durum Hadislerin hangisinin doğru hangisinin sahte olduğu konusunun ötesinde “İslam Dininin Öğrenilmesinde Sistemin Ne Olması Gerektiği Konusudur”  Evet, Olay Hadislerin hangisinin sahte hangisinin doğru olduğu olayı değildir, Sistemin Ne olması gerektiği olayıdır. Şöyle ki, bir an için bütün hadislerin gerçekten Peygambere ait doğru hadisler olduğunu farz etsek, buna rağmen birileri çıkıp ta bu hadisler olmasaydı İslam Dini anlaşılamaz ve uygulanamaz deseler, Kuran’a noksanlık ve yetersizlik atfetmekle açıktan açığa küfretmiş olurlar. “Atalarını, Allah yerine, kendilerini de Peygamber yerine koyanlar, Allah dininin en köklü karşıtlarıdırlar, Allah’ın İndirdiği Kuran karşısında, atalarının karşıt hezeyanlarıyla örülmüş rivayet kaynakları, Peygamberler Allah’ın vahyini mi tebliğ ettiler ne gam kendileri de atalarının rivayetlerini gece gündüz tebliğ ederler, Peygamberlerimizden, peygamberimiz Muhammed’in vefatıyla birlikte hem hem peygamberlik, hem de yeni dinsel vahiy son bulmuştur, kendileri de bunu dahi taklit ederek atalarını rivayetlerini kesin hatlarla belirlemişlerdir. 

Böylece, “Emevilerin” başlattıkları bu İnanç fitnesini asırlardan beri din maskesi altında, çeşitli mezhep ve ekoller halinde sürdürmektedirler. Şunu hiç düşünmediler ki, Allah hiç hata yapmaz, indirdiği kitaplarda da hiç çelişki olmaz, çeliş ki varsa bu Allah’ın indirdiği bir söz değildir, rivayetler ise yoğun şekilde çelişki içerir, dolayısıyla dini öğreti kaynağı olamazlar, Rivayetlerde ki çelişkileri yüzlerce örnekle çalışmalarımda gözler önüne serdim, Kuran’ın, Allah kelamı olduğuna inan ve Müslüman olmaktan başka hiçbir dini etiketi olmayan biri olarak, İster İslam adı altında olsun isterse olmazsın, İnançları kendisine ilgi alanı olarak benimseyen her ferdi ve topluluğu, kendilerinde Kuran’ın gerek metni içerisinde gerekse tabiatla; evrenle çelişki içerdiğine dair bir bilgi varsa bunu ortaya koymalarını açıktan ve doğrudan davet ediyorum, Allah’ı izniyle yanıldıklarını kesin olarak ortaya koyacağım, bilseniz ki bu kendisinden kaçma imkanı olmayan açık ve net bir tekliftir. Aksi takdirde Kuran’ın, Allah kelamı olduğuna inanmaktan sizi alıkoyan nedir. Bunu da konuşabiliriz. 

Şu kesin olarak bilinmelidir ki,  “İslam Dininin Tek Kaynağı ve Tek Rehberi Kuran’dır” Bunun Din olarak kabul edilmesi halinde, İslam Dini adı altında asırlardan beri süregelen Mezhepsel veya İslam adı altında olmadan oluşturulan çeşitli dinsel inanç parçalanmaları ortadan kalkar. Gerçek manada tek İsimli Tek kitaplı bir İslam ümmeti oluşur, o zaman hepsinin “Müslüman olarak Tek Adı, Kuran olarak Tek Kitabı olur“,  Kuran bütün insanlığa gelen İlahi vahyin kendisidir. İnsanlığın hem dünya saadeti hem de Ahiret saadetinin yol göstericisidir.  

Başlık konumuza dönecek olursak,  Selman Rüştü’nün İslam dininden sapmasına neden olan Hadis Rivayetlerini Kuran’la karşılaştıracak olursam durum şudur: 

       47- ..........Abdullah ibn Mesûd (r) şöyle demiştir: Peygamber (S) Mekke de iken Ve’n -Necmi Sûresini okudu da bunun sonunda secde yaptı. Onunla beraber olanlarda, bir ihtiyar müstesna (mü’min ve müşrik) hep secdeye vardılar. O ihtiyar kimsede bir avuç çakıl veya toprak alıp alnına götürdü ve: bu kadarı bana yeter, dedi. İşte o kimse ki, ben onu bundan sonra (Bedirde) kafir olarak öldürülmüş olarak gördüm.(Buhari, Ebvâbu Sucûdil- Kur’an 1. Cilt 3 sayfa 1044 Ötüken 1987)

       48- .........Ata, İbnû Kuseyt’a şöyle haber vermiştir: Kendisi Zeyd ibn Sâbit e, Ve’n Necmi sûresinin sonunda ki Sucûddan sormuş. Zeyd te Peygamberin huzûrunda Ven -Necmi sûresini okuduğunu ve Peygamberin bu sûrede secde etmediğini söylemiştir. (Buhari, Ebvâbu sucûdil - Kur’an 6.cilt 3.sayfa 1044 Ötüken 1987)

       Yukarıdaki iki rivayet birbirine aykırı olup, birbirini iptal etmektedirler.
 
       Müşriklerin Ve’n Necmi sûresi, peygamber tarafından okunurken, secde ettikleri konusunda uydurulmuş olan 47 nolu örnekteki rivayetle, benzeri rivayetler etrafında Ğaranik hadisesi adı altında daha bir çok sözler söylenmiş ve uydurulan rivayetlerle ilgili olarak bir çok meşhur kimseler bu konuda fikir beyan etmişlerdir. Günümüzde de bu husus “Şeytan ayetleri" adı altında konu edilmiştir. Bu iddiaları ortaya koyup cevaplandıracak olursak, şöyle ki:
       Kur’an tutarsız manalara gelmeyen, apaçık Arapça bir dille, hiçbir Batıni veya çelişik ifade ihtiva etmeyen, kelimelerinin değiştirilmesi Allah’tan başkası için mümkün olmayan bir korunmayla korunmuş olup, peygamberde ancak bu Vahyi tebliğ ediyordu. Zira ona şöyle vahye dilmişti, Kuran’dan mealen:

       - Rabbinin kitabından sana vahye dileni oku; O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur, O’ndan başka sığınılacak bir kimsede bulamazsın.  18/27 

         Görüldüğü gibi, Ona Rabbinin kitabından sana vahye dileni oku diye emredilmişti ve okunması istenende asla değiştirilemezdi. Bizzat, peygamberin kendiside vahyi aynen bildirme hususunda, Allah tarafından sağlamlaştırılmıştı. Zira müşrikler gelen vahyin dışında çeşitli tuzaklar kuruyorlardı. Onlara uymaması için Peygamber bu konuda sebatkar bir kimse olarak sağlamlaştırılmış ve gelen vahye her ne suretle olursa olsun kendi sözünü vahiy diye bildirmesi Allah tarafından engellenmişti, şöyle ki: Kuran’dan mealen;

       -Az daha onlar, seni, sana vah yettiğimizden ayırarak, ondan başkasını bize iftira etmen için fitneye düşüreceklerdi. İşte o zaman seni dost edinirlerdi. 17/73
       -Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, azda olsa onlara meyl edecektin.  17/74
       -O takdirde de sana hayatında, ölümünde kat kat (azab)ını tattırırdık. Sonra bize karşı bize bir yardımcıda bulamazdın.   17/75  
   
       Eğer peygamberin ağzından vahiy olmadığı halde, vahiy diye tek bir söz çıkmış olsaydı, Allah onu düşman kabul edecekti. Hayatında ve ölümünde kat kat azap tattıracak ve Allah’ın azabından kurtulma hususunda hiçbir yardımcıda bulamazdı. Allah böyle bir olayın vuku bulmadığını bu konuda peygamberin yüksek bir şahsiyetle donatılarak sağlamlaştırıldığını bildirmek suretiyle vahye şüpheyle bakılmasını bertaraf etmiştir.

       - Sana sebat vermemiş olsaydık, and olsun ki, az da olsa onlara meyl edecektin.  17/74
       
       İfadesiyle belirtilen ayetin meali üzerinde düşündüğümüzde, Allah tarafından sebatkar kılınmayla peygamberin birazcık dahi de olsa vahyin dışına kaymadığı manası açıkça anlaşılır.
   
       Tarih boyunca Kuran’a ve peygambere bir çok saldırılar yapılmıştır, bunlardan bir tanesi de Ğaranik olayı diye adlandırılan iftiradır. Kur’an karşısında acze düşen kafirler, Kur’an ile hiçbir alakası olmayan ve bizzat Kuran’a muhalif olan uydurma rivayetleri Kur’an gibi, hatta ondan üstün kabul ederek, İslami saldırıda bulunmuşlardır. Böyle yapmalarına delil olarak ta, kendilerine büyük İslam alimi denilen bir takım meşhur kimselerin bu rivayetleri uydurmuş veya onaylamış olmalarıdır. Gerçekte bu rivayetleri uyduran veya onaylayan kimselerin, bu rivayetleri ele alıp İslama saldıran kafirlerden hiçbir farkları yoktur. Taraflardan biri kendisine Müslüman deyip, İslama iftira yoluyla saldırmakta. Diğer taraf ise bu iftirayı ele alıp kendisine Müslüman demeden İslami saldırmaktadır. Bu şeytani ittifakın bir örneği de belirttiğim gibi Ğaranik olayı iftirasıdır. Şöyle iddia etmektedirler; 

       Önce konuyla ilgili olarak, Necm Sûresinin bazı ayetleri şu şekildedir, mealen:

       -Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ yı?  53/19
       -Ve üçüncüleri olan öteki Menât ı.  53/20
       -Demek erkek size, dişi Allah’a mı?  53/21
       -O halde bu insafsıca bir taksim!   53/22
       -Bunlar (putlar) sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar zanna ve nefislerinin alçak hevesine uyuyorlar, halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. 53/23

       Necm suresinden mealen yazdığım yukarıdaki ifadelerde görüldüğü gibi, putperestlerin taptığı Lat, Menat ve Uzza putları reddedilmekte ve bunları ilah olarak kabul edenlere ağır tenkitler yöneltilmektedir. Putperestler Meleklere, Allah’ın kızları diyorlardı. Haliyle haşa Allah’ın kızları olmuş olsaydı onlarda ilah olacaklardı. Putperestler bu mantıkla hareket ederek Lat, Menat ve Uzza putlarını Allah’ın kızları dişi melekler telakki ederek onlara tapmışlardır. Halbuki kendilerine bir kız çocuğu olsaydı büyük üzüntüye kapılıp, halk içine çıkmaya utanır veya o kız çocuğunu diri diri toprağa gömerlerdi. Erkek çocukları olduğu zamanda büyük sevinç duyarlardı. Allah bu zihniyette olan putperestlere, “Demek erkek size, dişi Allah’a mı? O halde bu insafsızca bir taksim" demek suretiyle, kendileri için istemediklerini Allah’a isnat eden zalim iftiracılar olduklarını vurgulamıştır. Allah çocuk edinmekten münezzehtir. Durum böyle iken, Rivayetler dininin mensubu bir kısım meşhur kimseler iddia etmektedirler ki, Necm Sûresinin ayetleri inerken peygamber (haşa), Allah tarafından vahye dilmemesine rağmen, şeytanın İlkaysıyla Lat, Menat ve Uzza putları için “Tilke’l garânikat-el ulâ ve inne  şafaatehünne le tercâ" yani “Bunlar, dolgun beyaz vücutlu güzel dilberler ve rütbeleri yüksek ilahelerdir. Onların şefaati muhakkak beklenmelidir."dediğini iddia etmişlerdir. Ğaranik kelimesi Arapça da mana itibariyle, Kuğu kuşu ve örülmüş saç topu manalarına gelmekle beraber, bir manası da, bedeni beyaz, dolgun vücutlû güzel dilberler manasına da gelir. Bura da kastedilen mana budur. Zira putperestler ilahelerini dişi melekler olarak telakki ediyorlardı. Şimdi bu iftirayı asıl Necm sûresinin ayet mealleri arasına, parantez içinde ayırarak koyarsak nasıl, mantıken uyum sağlaması imkansız bir durumla karşılaştığımızı görürüz, Şöyle ki:

        - Gördünüz mü o lât ve Uzzâ’yı.   53/19
        - Ve üçüncüleri olan öteki Menât’ı  53/20

          (Bunlar dolgun vücutlu güzel dilberler ve rütbeleri yüksek  ilahelerdir. Onların şefaati muhakkak beklenmelidir.)

        - Demek erkek size, dişi Allah’a mı? 53/21
         - O halde bu insafsızca bir taksim.  53/22
         -Bunlar (putlar) sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiç bir delil indirmemiştir. Onlar zanna ve nefislerinin alçak hevesine uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.    53/23 

       Övgü ve yerginin tamamen zıt manada ve bir arada ifadelendirilmesinin ortaya koyduğu bu çok çelişik durum, fazlaca izah gerektirmeyecek şekilde açıktır. Değil bir peygamber sıradan bir kimse dahi bu tür ifadeleri bir arada kullanırsa onun delililiğine hükmedilir. Peygamber deli olmadığı gibi, haşa ki böyle bir söz söylemiş olsun.

        Denilse ki, hal böyle olunca, bu iddia nereden ortaya çıktı. Rivayetler dinine mensup çok sayıda meşhur kimseler bu rivayetlerine mesnet olarak neyi iddia etmektedirler. Konu şudur:

       - (Ey Muhammed) Senden önce hiçbir resul, hiçbir nebi göndermedik ki, o bir temennide bulunduğu zaman, şeytan onun temennisine bir şey sokmuş olmasın, Fakat Allah, şeytanın soktuğu şeyi iptal eder; sonra da ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sâhibidir.   22/52  

         Yukarıda mealini yazmış olduğum, Hac sûresinin 22. Ayetini ele alarak demektedirler ki: “Resûlullah, kafirlerin hidayete ermelerini o kadar çok istiyordu ki, onların hoşuna gidecek ve İslama yaklaşmalarını sağlayacak vahiylerin gelmesini arzu ediyordu. Bu arzusu içerisinde ve Kureyşlilerin bir toplantısında iken Necm sûresi nazil oldu ve kendisi onu okumaya başladı. “Gördünüz mü o Lat ve Uzzâ’yı, Ve üçüncüleri olan öteki Menât’ı" sözlerine gelince ağzından şu kelimeler dökülü verdi. “Bunlar, dolgun beyaz vücutlu güzel dilberler ve rütbeleri yüksek ilahelerdir. Onların şefaati muhakkak beklenmelidir."Bundan sonra, Resûlullah sûrenin diğer ayetlerini normal olarak okumaya devam etti ve sûrenin sonunda secde etti. Onunla birlikte Müslümanlar ile müşrikler beraber secde ettiler. Mekkeli kâfirler dediler ki, artık bizimle Muhammed arasında her hangi bir fark kalmamıştır. Bizde zaten aynı şeyi diyoruz. Kainatı yaratan Allah’tır, fakat ilahelerimiz Allah katında bizim için şefaatte bulunacaklardır. Bilahare akşam Cebrâil gelerek peygambere putları övücü sözleri getirmediğini bildiriyor. Bu olay peygamberi çok üzüyor ve tedirgin ediyor. Taki Hac sûresinin 52. Ayeti indi. Bu ayette Resûlullah teselli edildi. Kendisinden önceki Peygamber ve Resûllerin aynı hataya düştüklerini. Arzlarına şeytanın müdahale ederek karıştığını, fakat şeytanın bu karıştırdığını Allah’ın iptal ettiğini ve sonrada ayetlerini sağlamlaştırdığını vahiyle bildirdi. Bunun üzerine peygamber rahatlıyor."İşte iddiaları budur. 

       Bu uydurma rivayet, İbn Cerir’in tarihinde ve diğer birçok müfessirlerin tefsirlerinde, İbn Sa’d’ın “Tabakât’ında, Vahidi’nin “Esbâb-ün Nuzül"ünde, İbn İshâk’ın “Siyeri”inde, Musa bin Ukbe’nin “Meğazi’sinde, İbn Ebi Hâtim, İbn Munzir, Bezzâr, İbn Merdûye ve Taberâni’nin hadis kitaplarında yer almıştır. Başka bir çok kitaplarda konu olarak yer almış ve üzerinde konuşulmuştur. 
      Hâfız İbn Hacer (Meşhur muhaddis); Ebu Bekr Dessâs (tanınmış Fakih unvanlı); Zemahşeri (Müfessir); ve İbn Cerir gibi tarihçi müfessir ve Fıkıhçı iddialı meşhur kimseler bu rivayetin doğru olduğunda ısrar etmişlerdir. Muhalif olanlar da bunu tam manasıyla eleştirmemişlerdir. Muhaliflerin bir grubu bunu reddediyor zira, bunun kaynakları veya senetleri zayıftır demektedirler. Demek ki bu kimseler de, senetlerin kuvvetli olması halinde bu rivayeti aynen kabul edeceklerdi. Örneğin, İbn Kesir bu hususta şunları yazmıştır. “Bu hikâye hangi senetlerle rivâyet olunmuşsa hepsi, mürsel ve münkat’ı dırlar."Beyhâki de diyor ki: “Nakil itibariyle bu hikâye ispatlanmış değildir”. İbn Huzeyme; Kadı İyâz gibi kimseler de aynı fikirdedirler. Mesela: Kadı Iyâz’ın reddetmesine sebep, Kütüb-i Sitte de yer almaması ve senedinin zayıf olmasıdır. Halbuki, 47 örnekte görüldüğü gibi, Buhari Ğaranik kelimesini rivayet etmemekle birlikte Ve’n-Necm süresi okunurken müşriklerin secde ettiğinden bahisle dolaylı olarak değinmiştir.
       
       Bunların esas problemi, Tevhidi ve Kuran’ı anlamamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Peygamber hakkındaki kanaatleri de içinde bulundukları durum gibidir. Değil mi ki diyorlar, Cebrail bilahare haber verince peygamber yaptığı yanlışın farkına vardı. Bu anlayışları onların durumunu göstermesi bakımından çok manidardır. Zira değil bir peygamber, herhangi bir Müslüman dahi, Allah’a şirk koşmanın manasını bilir ve anında farkına varır. Bunların güya karşı olanları emin oldukları ravilerin söylenmesi halinde, Allah’a şirk koşmakta bir an bile tereddüt etmeyecek kimselerdir. Değil mi ki, bu kimseler kendilerine Allah’ın (haşa) ayağını Cehenneme soktuğu rivayet edilince kabul edip, buna iman ettiler. Bunlara sormak lazım ilahları Allah’mı yoksa raviler mi. Ret veya kabul gerekçelerine bakılırsa ravileri ilah edinmişlerdir. Hem bunlara sormak gerekir. Yalan yere rivayet metinleri uyduran kimselerin, ravilerini de uydurmamaya verilmiş bir sözleri veya bir garantileri mi var. Yalan yere her çeşit rivayet uyduran kimselerin, ravileri de uydurduklarını bir çocuk dahi anlıya bilirken. Bunlar o kadar dahi akıllarını kullanamayan ve Kalpleri, Allah tarafından mühürlenmiş, kör ve sağır kimselerdirler. Kendilerine Müslüman deyip, Ğaranik rivayeti iftirası gibi gibi bir çok rivayetler uydurup veya bunlara taraf olup, İslama saldırmakta hiçbir mahzur görmezler. Fakat, bazen aynı şeyi kendisine Müslüman demeyen bir kimse ele alıp İslâm’a saldırırsa görünüşte güya çok kızarlar, sanki kendilerinin yaptıkları farklıymış gibi. 

       Şimdi iddialarını bir başka açıdan ele alıp çürütmek istediğimizde deriz ki: İsra sûresi 74. Ayette gördüğümüz gibi, peygamber Allah’ın kendisini sebatkar kılması sayesinde, azda olsa dahi vahyin dışına çıkmadığı, ağzından vahiy diye vahiy olmayan tek bir kelime dahi çıkmadığı, daha önce belirttiğim gibi açıktır. Şimdi şöyle bir mantık yürütelim, peygamber Ğaranik rivayeti iftirasındaki bozuk ifadeleri sarf etmiş olsaydı, İsra sûresi 74. Ayeti geçersiz olacaktı, bu İslamiyet te öyle mühimdir ki, bir tek ayetin geçersiz boş olması, Kuran’ın tamamının, Allah sözü olmayıp, kul sözü olduğu manasına gelirdi. İsra sûresi 74. Ayetinin bu iddia edilen iftira olayından önce veya sonra inmesi bir şey değiştirmez. Peygamber zamanın da iman eden ve vefatından sonra yaşayan binlerce sahabe aklı başında sağlam mantıklı kimselerdirler. Bu kadar büyük bir çelişkiyi hemen görürlerdi. Ne bu gün ne de o gün tek bir Müslüman bulmak mümkün olmazdı. Tam tersine bu gün olduğu gibi o gün de Müslümanlar bulunduğuna göre böyle bir olay vuku bulmamıştır. Böyle bir olayın vuku bulmadığına dair, Kuran’dan başka örnekler verecek olursam, şöyle ki; mealen:

        - Batmakta olan yıldıza an dolsun ki.    53/1
        - Arkadaşınız sapmadı, azmadı.     53/2
        - O havadan konuşmaz.   53/3 
        - İlla ki O, kendisine (Allah tarafından) vahye dilen bir vahiyden başka bir şey değildir.   53/4
        - Ona, müthiş kuvvetleri olan biri (Cibril) öğretti. 53/5
        - Ayetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir. 41/40 
       -Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır.  41/41
       - Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir. 41/42

       Ğaranik hadisesi rivayetinin gerçek olmadığına dair bir başka açıdan bakacak olursak: Evvelce belirttiğim gibi, bu uydurma rivayeti, Hac sûresi 52. Ayetiyle ilişkilendirmektedirler. Bu konuda büyük bir mana sapması içerisindedirler, Şöyle ki:

      - (Ey Muhammed) Senden önce hiçbir resûl, hiçbir nebi göndermedik ki O bir temennide bulunduğu zaman şeytan onun temennisine bir şey sokmuş olmasın. Fakat Allah, şeytanın soktuğu şeyi iptal eder; sonra da ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.    22/52 

       Yukarıda mealini yazmış olduğum, Hac sûresi 52. Ayetinde, dikkat edilirse temenniden bahsedilmektedir. Temenni de istek, dilek veya arzu demektir. Fiiller ise istek veya arzu olmayıp hayata geçirilmiş olaylardır. Başka bir deyişle olması istenen olaylar arzu halinde kaldıkça temenni olarak adlandırılırlar. Eğer o temenni yerine gelirse, artık o temenni olmayıp yapılmış bir iştir. Eğer peygamber onların iddia ettiği gibi öyle bir şey söylemiş olsaydı ki bu mümkün değildir, bu arzu olmayıp yapılmış bir iş olacaktı. Onun için Hac sûresi 52. Ayette bahsedilen temenniyle böyle bir iftira rivayeti ilişkilendirmek mümkün değildir. Zira rivayette bir temenniden değil yapılmış bir işten bahsedilmektedir.
       
        Denilse ki o zaman Hac sûresi 52. Ayette vurgulanan ve Resûlullah tan önceki resûl ve nebilerin de yaşamış olduğu, şeytanın temennilerine bozukluk karıştırma olayının manası nedir? Ben derim ki Kur’an bütün misalleri açık bir şekilde ihtiva eden bir kitap olduğundan, bu soruya cevap teşkil eden örnekleri onda bulabiliriz. Şöyle ki, Kuran’dan mealen:

       - Surat astı ve döndü.   80/1
       - Yanına kör bir kimse geldi diye.   80/2
       - Ne bilirsin belki o arınacak.  80/3
       - Yâhut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak.  80/4
       - Kendisini öğütten müstağni gören kimse gelince.  80/5
       - Sen ona yöneliyorsun.    80/6
       - Onun arınmasından sana ne?   80/7
       - Fakat koşarak sana gelen.    80/8
       - (Allah’tan) korkarak gelmişken.   80/9
       - Sen onunla ilgilenmiyorsun.    80/10
       - Bir daha bundan sakın; zira Kur’an bir öğüttür.    80/11
       - Dileyen onu düşünüp öğüt alır.     80/12
       - (Ey Muhammed) Sen, keyfince istediğini doğru yola iletemezsin. Fakat  Allah, istediğini doğru yola iletir. O, hidayete gelecek olanları daha iyi bilir.     28/56

      Peygamberin, hidayete layık olmayan kimsenin hidayet etmesinde; kişi hidayete ilgisiz olmasına rağmen ısrar etmesi ve o kişinin hidayete ermesi halinde, bundan hoşlanmış olacağı ile hidayete layık olanla; o kişinin hidayetle ilgilenmesine rağmen, ilgilenmemesi. Şeytanın, Peygamberin insanların hidayete erme temennisine attığı bir yanlış arzudur. Allah bu arzuyu iptal ederek, doğruyu göstermiştir. Dikkat edilirse peygamberin temennisi gerçekleşmemiş yani fiile dönüşmemiştir. Allah’ın istediği gerçekleşmiştir.

       Diğer bir örnek, Kuran’dan mealen:

        - İbrahim’de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misâl var; onlar, kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizin(n taptıklarınızı) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah’a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda düşmanlık ve nefret belirmiştir."Yalnız İbrâhim’in babasına: “Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah’tan (gelecek) hiçbir şey(i önlemeğ)e gücüm yetmez" demesi hariç. (Bu söz size misâl değildir. Zira kâfire mağfiret dilenmez. Yine onlar demişlerdi ki): “Rabb’imiz, sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş(ümüz) sanadır."   60/4

        Örnekte görüldüğü gibi, İbrahim peygamberin güzel arzuları arasına, şeytan putperest olan babasının affedilmesini talep arzusu katmıştır. Allah, bu hususu örnek almamamızı belirtmiştir. İbrahim peygamberin bu temennisi gerçekleşmemiştir, iptal olmuştur.

       Diğer bir örnek, Kuran’dan mealen:

        - Nûh seslendi: Rabb’im dedi, oğlum benim âilemdendir. Senin sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hâkimisin." 11/45
        - (Allah): “Ey Nûh, dedi, o senin âilenden değildir. Çünkü (onun ameli) iyi olmayan bir ameldir. Bilmediğin bir şeyi benden isteme. Sana câhillerden olmamanı öğütlerim."  11/46
        - (Nûh) dedi ki: “Rabb’im, bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım, Eğer beni bağışlamaz, bana acımazsan ziyâna uğrayanlardan olurum!    11/47

       Burada da, Nûh peygamberin, Allah’ın gazabına uğramış oğlunun Affını ve Tufandan kurtulmasını Allah’tan dilemesi. Kendisinin ve yanındaki Müminlerin kurtulması sevinç ve arzusu arasına, şeytanın attığı bir yanlış temennidir. Allah bu temenniyi kabul etmemekle ve Nûh peygambere ihtar etmekle, şeytanın attığını iptal ediyor. Ve Allah doğruyu göstererek ayetlerini sağlamlaştırmıştır. 

      Diğer bir örnek, Kuran’dan mealen:

         - (Lût kavminin oturduğu Sedom) şehr(inin) halkı, (Lût’un genç konuklarını duyup) keyif içinde (koşarak) geldiler.  15/67
         - (Lût onlara): “Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcup etmeyin!"  15/68
         - “(ne olur), Allah’tan korkun, beni rezil etmeyin!"  15/69
         - “Seni âlemlerden (başkalarının keyfine engel olmaktan) men etmemiş miydik?"dediler.     15/70
         - Dedi ki:”Eğer yapacaksanız, işte kızlarım."  15/71
         - (Ey Resûlüm), senin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı. 15/72
         - Güneşin doğma zamânına girerlerken korkunç ses onları yakaladı.  15/73
        - (Şehrin) üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık.   15/75

       Lût peygamberin konuklarını, cinsi sapık insanların elinden kurtarma arzusu güzel bir temennidir. Fakat buna karşılık kızlarını teklif etmesi, şeytanın onun güzel arzusuna kattığı bir yanlış temennidir. Zira kızları da o cinsi sapık kimselere layık değildiler. Allah o zalim kavmi helak etti ve Lût peygamberin kızlarına da el süremediler. Zaten konuklara da el sürmeleri mümkün değildi. Onlar, onları mahvetmeye gelmiş olan, Allah’ın elçileriydiler. Böylece Lût peygamberin yanlış temennisi iptal edildi ve Allah’ın kavme gazap emri yerine getirilmekle de. Allah ayetlerini sağlamlaştırdı.
      
 Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, Hac Sûresi 52. Ayeti, onların Ğaranik olayı diye iddia ettikleri uydurma rivayetle hiçbir ilgisi yoktur. 

Selman Rüştü’nün hadislere dayalı sözlerini kendilerine dayanak yapıp İslam Dinini eleştirdiklerini zanneden Hıristiyanlara da  birkaç sözüm olacak, Gerçekten İslam dinini anlamak veya Eleştirmek istiyorsanız bunu rivayet ürünlerini konu ederek değil, Kuran’ı Konu ederek yapmanız gerekir, Bizler Kuran’ın Allah sözü olduğuna ve İçinde Hiçbir çelişki içermediğine inanıyoruz, Buna aykırı düşünceleriniz ve bilginiz var ise bunu ortaya koyunuz konuşalım, Allah kısmet ederse ayırım yapmadan soruluş sırasına göre sorularınızı ve itirazlarınızı cevaplandırmaya çalışacağım. Ayrıca, Dini İnancı Kuran’dan İbaret olan bir Müslüman gözüyle, inancınızın nasıl göründüğünü merak ediyormuşsunuz, bana göre Elinizde dini kaynak olarak mevcut olan Eski ve Yeni ahit , İslam dinine mal edilmeye çalışılan Rivayet kaynaklı Hadislerle aynı niteliktedir, hadislerde gözlemlediğim bir çok çelişkileri sizin kaynaklarınızda da gözlemlemekteyim. Bunu konu etmemin nedeni İnançlarımızın ana temellerini ve niteliklerini barışçı ve iyi niyetli bir ortam içerisinde açıkça ortaya koymak suretiyle, hangi inancın İnsana İnanç güvencesi verdiğini netleştirmektir. Bu öylesine önemli bir konudur ki, sonsuzlukla kıyaslandığında bir an gibi kısa olan dünya yaşantımızın ötesinde Ahi rette karşılaşacağımız durumla direkt ilgilidir. Bu işin ana temelinde yatan zihniyet kendim için iyi olduğuna inandığım Kuran İnancına sizinde iyiliğinizi düşünerek sizleri çağırmaktır, biz buna Tebliğ diyoruz, Sizlerinde inancınızı öğretmeye çalışmanızda sizler açısından sanırım durum buna benzerdir, sizler buna Misyonerlik demektesiniz.  

Konumuza dönecek olursak, Eski Ahit ve Yeni Ahit’e göre Hıristiyan İnancından örnekler:

İLAH KONUSU 

     1-   Adam, “Artık sana Yakup değil, İsrail  denecek” dedi, “Çünkü Tanrı`yla, insanlarla güreşip yendin.” (Eski Ahit, Tekvin, 32:28)

 2-  Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, O`nun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir. (İncil, İbraniler 4:10)
 

3- Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. (Eski Ahit, Yaratılış 2:2)
 
 4- Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, Yarattığı bütün işi bitirip dinlendi. (Eski Ahit, Yaratılış 2:3)


Görüldüğü gibi, Tanrı’nın yorulan bir Tanrı olduğunu, ayrıca Yakup’un Tanrı’yla güreşip, Tanrı’yı yendiğini bildirmişlerdir, yorgunluk ve yenilgi acizliktir, bizim inancımıza göre,  Allah, dolaylı veya doğrudan hiçbir şekilde aciz düşmez ve acizlikle vasıflandırılamaz, aksi takdirde acizlikle vasıflı bir Tanrı’nın verdiği emirlerin bir önemi olamayacağı gibi, dini konularda hiçbir şeye hiçbir şekilde güvencede olamaz. Zira aciz durumlarda kalabilen bir Tanrı, her an için kendisini aciz düşüren tarafından rızası aksine yönlendirilebilir bir Tanrıdır.

İncil’de de İsa Tanrı olarak tanımlanmasına rağmen, İncilin bir çok ayetinde bir İlah’ın karşı karşıya kalması mümkün olmayan aczi yet  ve zayıflık ifade eden ve Tanrı’lık vasıflarıyla bağdaşmayan, Kullara has durumlar içerisinde gösterilmiştir, Şöyle ki. 

5- Tanrı`yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba`nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O`nu tanıttı. (İncil, Yuhanna 1:18)

6- Ben ve Baba biriz.”  (İncil, Yuhanna 10:30)
 
Görüldüğü gibi, Allah ile İsa’nın, İlah olarak bir ve aynı olduklarını açıkça vurgulamışlardır. Buna rağmen İsa’nın meleklerden biraz da olsa daha aşağıda olduğunu da İnançlarında belirtmektedirler, Şöyle ki:

7- Onu meleklerden biraz aşağı kıldın, Başına yücelik ve onur tacını koydun, Ellerinin yapıtları üzerine onu görevlendirdin. (İncil, İbraniler 2:7)
 
 8- Ama meleklerden biraz aşağı kılınmış olan İsa`yı, Tanrı`nın lütfuyla herkes için ölümü tatsın diye çektiği ölüm acısı sonucunda yücelik ve onur tacı giydirilmiş olarak görüyoruz. (İncil, İbraniler 2:9)

Bu duruma göre, Allah’la bir ve aynı olan İsa, birazda olsa meleklerden nasıl aşağı oluyor. Bu mantık meleklerin, Allah’tan da üstün olduğunu ortaya koymuş olmuyor mu. Diğer bir husus:

9- İnsanoğlu`na karşı bir söz söyleyen, bağışlanacak; ama Kutsal Ruh`a karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda, ne de gelecek çağda bağışlanacaktır. (İncil, Matta 12:32)
 
10- İnsanoğlu`na karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. Oysa Kutsal Ruh`a küfreden bağışlanmayacaktır. (İncil, Luka 12:10)

İnsanoğlu deyimi, İncil’de İsa’yı vurgulayan isimlerdendir, bu duruma  göre Kutsal Ruh  İsa’dan farlı bir üst kavram olmaktadır, İşin ilginç yanı Kutsal Ruh mahiyet itibariyle İncillerde tanımlanmış bir kavramda değildir. Allah’a eşit bir Tanrı olduğuna inandığınız İsa’dan üstün olarak nitelediğiniz Kutsal Ruh mahiyet olarak sizce nedir? İman bazında tek olarak korunmaya alınmış olmakla, sizce Tanrı olan İsa’dan ve İsa’ya denk olan Allah’tan daha üst bir varlık olmuş  olmuyor mu. Bu duruma göre Teslis Savınızın çökmesi kaçınılmazdır, zira ortada iddia ettiğiniz gibi tek cevher olarak tanımlanabilecek eşit seviyede üç cevher mevcut değildir. 

Tanrı’nın insan seviyesine indirilmesi örnekleri:


 
11-  Onlar oradayken, Meryem`in doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu. ( İncil, Luka 2:6-7 )

12- İsa yüksek sesle, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.  ( İncil, Luka 23:46 )

13-  Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı. ( İncil, Matta, 27:46)

14-  İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti.  ( İncil, Matta, 27:50)

15- İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. (İncil, Yuhanna, 19: 30 )  

Bu durum karşısında, İsa Tanrı İse, Tanrı olan nasıl olurda kundağa sarılıp yemliğe yatırılır, ayrıca Tanrı olan bir kimse nasıl olurda zor durumda kalarak “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” ( İncil, Matta, 27:46) diye bağırarak yardım ister. Bu durumda hem aciz kaldığını ifade etmekte hem de kendisinin Tanrı olmadığını açıkça ifade etmektedir. Zira, kendi dışında ki bir Tanrı’ya yakarmaktadır. Yuhanna 1:18 ayetiyle bu sözleri bağdaştırmak mümkün değildir. Dense ki, İsa bedenen kul Ruhen Tanrıydı, bedenin yardım İstemesi mümkün değildir, yardım isteyen Ruhtan başkası olamaz, Ruh olmayınca beden ölüdür ve ölü bedenlerin herhangi bir isteğinin olması mümkün değildir. Ayrıca, İncil’e basitçe bakan bir kimsenin ilk önce farkına varacağı şey çelişkilerdir, Örneğin, Yukarıda yazılı olan ve İncil’de İsa’ya mal edilen son sözlerde bu çelişkileri görmek mümkündür. 


HIRİSTİYANLIK İTİKADINA GÖRE İLAH TEK OLMAYIP BİRDEN FAZLADIR 

Şöyle ki:

16- İsa şu karşılığı verdi: “Yasanızda, `Siz ilahlarsınız, dedim` diye yazılı değil mi?  (İncil, Yuhanna 10:34 )
 
 17- Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez. (İncil, Yuhanna 10:35 )
 

 18- Tanrı yerini aldı tanrısal kurulda, Yargısını açıklıyor ilahların ortasında: ( Zebur, Mezmurlar 82 :1)
 
 19- "'Siz ilahlarsınız diyorum, 'Yüceler Yücesi'nin oğullarısınız hepiniz!  ( Zebur, Mezmurlar 82 : 6 ) 

Görüldüğü gibi, Hıristiyanlık itikadında, İlahlık kavramı, Allah’a has bir özellik değildir, kullar tarafından da sahiplenile bilmektedir. 


 
İncil’de benim dikkatimi çeken en önemli hususlardan bir tanesi, Hiçbir sistem içermediği ve hiçbir kavramı net olarak ortaya koymadığıdır. Örneğin, hukuk dallarından hiçbir tanesini içermemektedir, insanların ihtiyaç duyduğu, Barış hukuku, Savaş hukuku, Miras Hukuku, Aile Hukuku, Yönetim hukuku, İnsan Hukuku, Ceza hukuku, Mali ve Sosyal hukuk dalları gibi, hiçbir hukuk dallarını içermez, değil ki İncil ile bir topluluğu yönetmek, bir köyü bile İdare etmek mümkün değildir. İncilin kapsadığı konular, gözleme veya duyuma bağlı olarak, bir inanca bağlı olmayan vicdanının sesine kulak veren sıradan bir insanın söyleyebileceği nitelikte olan, hırsızlık etme, zina etme, kötülük yapma gibi nasihat yollu konular ile en başta, İsa’nın biyografisidir, fakat bunu dahi net olarak İncil’de görmek mümkün değildir, Şöyle ki: İsa, Mesih, İnsan oğlu, Davut oğlu, Tanrı oğlu, Tanrı’nın kulu, Tanrı’yla eşit, ve Tanrı olarak tanımlanmıştır, bunlar bir birleriyle bağdaşmaz kavramlardır. Ayrıca, İsa’nın, ölümden dirilenlerin ilk örneği olduğu vurgulanmasına rağmen, (Bak, İncil Elçilerin İşleri 26:23 , Korintliler 15:20 ) ölmeden önce bizzat kendisi tarafından başkalarının diriltildiği konu edilmiştir, (Bak: İncil, Matta 9:23-26, Markos  5:41, Luka 7:11-16 ). o zaman nasıl olurda dirilenlerin ilk örneği olmaktadır, bütün bunlar bir birleriyle bağdaşmayan çelişkili hususlardır.  

Bütün bunlar bir tarafa, nasıl olur da İsa hakkında şu şekilde denir:

20- İbrahim`e sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruh`u imanla alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasa`nın lanetinden kurtardı. Çünkü, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir” diye yazılmıştır. (İncil, Galatyalılar 3:13-14 )

İlah olarak tanımlanan nasıl lanetlenir veya kim O’nu Lanetleyebilir, gerçekten bu söz İsa hakkında söylenmesinin kabulü mümkün olmayan çok ağır bir sözdür, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir” diye yazılmıştır. “ İfadesinde, benim merak ettiğim diğer bir husus, kaynak olarak gösterilmeye çalışılan “Yazılmıştır” ifadesinin İncil dışında nerede yazılı olduğu hususudur. Tevrat ve Zebur’da bulamadım, yoksa varda ben mi göremedim, nerde yazılı olduğunun Netleştirilmesine ihtiyaç vardır, aksi takdirde “Yazılmıştır” sözüyle verilmiş olan güvence hayalidir. Kul yapısı bütün kaynaklar, İlahi sözlerden değil de, kul sözlerinden müteşekkil olduklarından yoğun şekilde çelişki ihtiva ettikleri gibi, dini değerlere saldırıda sınırda tanımazlar, aynı saldırgan tavırları Selman Rüştü’nün kendisine hareket noktası yaptığı İslam İddialı hadis rivayetlerinde de görülebilir, şöyle ki:

Selman Rüştü’nün iddiasına kaynak yaptığı kimseler, İnsanları Kuran’dan uzaklaştırmak için hadis adı altında Muhammed peygambere iftira yollu binlerce rivayet uydurmuş kimselerdirler, öyle ki, Allah’ın cehenneme girdiğini iddia etmekten dahi çekinmemişlerdir. Şöyle ki:


Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “ Resûlullah a.s.v. buyurdular ki : 
“ Cehennem içerisine âsiler atıldıkça: “ Daha var mı?” demekten geri durmaz. Bu hal, Rabbu’l-İzze’nin cehennemin içine ayağını koyup, iki yakasını dürüp birleştirmesine kadar devam eder. işte o zaman Cehennem: “Yeter, yeter. İzzet ve keremine yemin olsun yeter” der. Cennette fazlalık devam eder. Allah, ona mahsus yeni bir halk yaratır ve bunları cennetin fazla kısmına yerleştirir. (Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan, Akçağ Yayınları 1992 - Ankara. Cilt 14 s.445 Hadis sırası 5226, Alıntıları: Buhari, Tefsir, Kâf 1. Eymân 12. Tevhit 7, Müslim, Cennet 37, ( 2848), Tirmizi, Tefsir, Kaf, (3268) )

Görüldüğü gibi, uydurdukları rivayette, Cehennemdeki boşluğu Allah’ın ayağıyla, Cennetteki boşluğu ise hiç dünyaya gelmemiş sınav geçirmemiş halkla doldurmuşlardır. Kendilerine Müslüman diyen bu Hadis uydurmacılarının uydurdukları rivayetlerden binden fazlasını Kuran’la karşılaştırmalı olarak, www.kuran-tekrehber.com  sitemde görüp incelemek mümkündür. Bundan dolayı Selman Rüştü’nün yapmış olduğu iddia bunların iddiaları içerisinde sıradan bir iddiadır. Zaten Selman Rüştü’nün söylediklerinin aynısını Selman Rüştü’den bin seneden fazla bir zaman önce kendileri söylemişlerdi. Hadis diye söyledikleri sözler, Kuran’la karşılaştırıldığında Kuran’la uzaktan yakından bir ilgisinin olmadığı açıkça görülür. Bize göre sizlerin elinde bulunan Hem eski ahit hem de Yeni ahit, İslam dinine mal edilmeye çalışılan Hadislerle aynı vasıflara sahip kaynaklardır.  

TAPINMA KONUSU

 21- İblis bu kez İsa`yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O`na bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek, (İncil, Matta 4:8)
 22-  Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim dedi. (İncil, Matta 4:9)
 23- İsa ona şöyle karşılık verdi: “Çekil git, Şeytan! `Tanrın Rab`be tapacak, yalnız O`na kulluk edeceksin` diye yazılmıştır.” (İncil, Matta 4:10) 
24- İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O`nun buyruklarını yerine getir.” (İncil, Matta 19:17)

 25- İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı`dır. (İncil, Luka 18:19)

Görüldüğü gibi yukarıdaki İncil Ayetlerinde Tapmanın Yalnız Tanrıya olacağını vurgulamışlardır. Buna rağmen  İncil de şöyle denmektedir.

26- Eve girip çocuğu annesi Meryem`le birlikte görünce yere kapanarak O`na tapındılar. Hazinelerini açıp O`na armağan olarak altın, günnük ve mür* sundular. (İncil, Matta 2:11)
 
27- Ve onları kutsarken yanlarından ayrıldı, göğe alındı. (İncil, Luka 24:51)

28- Öğrencileri O`na tapındılar ve büyük sevinç içinde Yeruşalim`e döndüler. (İncil, Luka 24:52) 

    Görüldüğü gibi, Tapınma konusunda da açık çelişkiler bulunmaktadır.

FİDYE KONUSU

29- O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister. 5-6 Çünkü tek Tanrı ve Tanrı`yla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa`dır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur. (İncil, 1. Timoteus 2:4-5-6 )

30- Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih`in değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz. (İncil, 1. Petrus 1:18-19) 
Yukarıda ki İncil ayetlerinde herkesin Mesih’in değerli kanının fidyesiyle kurtulduğu yazılıdır, buna rağmen İncil’de ayrıca şöyle denmiştir:

31- Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. (İncil, Matta 5:25) 

 32- Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.” (İncil, Matta 5:26) 

33- Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. (İncil, Matta 12:16)

34- Böylece her birimiz kendi adına Tanrı`ya hesap verecektir.  (İncil, Romalılar 14:12)

35- Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak. (İncil, Korintliler 3:13)

Mademki herkes  boş bir söz dahil olmak üzere hesap verecekse ve son kuruşuna kadar ödemedikçe kurtulmayacaksa, İsa’nın fidye olarak çarmıha gerilmesinin manası olamaz, dolayısıyla bu konuda da İncil ayetleri kendi aralarında çelişkilidir. Ayrıca, Hıristiyan İnancının en temel akidesi İsa’nın Tanrının oğlu olarak, Tanrı olduğu inancıdır, dikkat edilirse Yukarıda yazmış olduğum (İncil, 1. Timoteus 2:4-5-6 ) de, İsa İçin “O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsa`dır.” denmesi, İsa’nın ancak İnsan olduğu belirtilmekle, Tanrı olduğunu vurgulayan bütün İncil ayetleriyle çelişmektedir. 

Bu çalışmayı ortaya koymamın nedeni, özellikle Hıristiyanlara İslam dini hakkında yanıldıklarını göstermek ve kendi İnançlarının bizim bakış açımıza göre nasıl göründüğünü belirtmektir. Zira ilk önce Selman Rüştü gibi kimselerin versiyonlarıyla ve aslı astarı olmayan karikatürlerle bizim inancımıza söz söyleyenler kendileri olmuştur. Bütün bunlar, İnsanlık için barış umutları vadeden “Dinler arası diyalog” veya “Medeniyetler buluşması” çabalarına zarar vermektedir. Ben ise İnandığım Kuran’ın ihtiva ettiği emirler doğrultusunda Barışsever bir kimse olduğumdan, İnsanların barış çabalarına zarar veren hareketleri beğenmiyorum. İnançların tartışılması isteniyorsa bu da olabilir, fakat hareket noktası karşı tarafı küstürücü keyfi sözler ve tavırlarla olmamalıdır. Başta da yazdığım gibi Kutsal kitap olarak ellerimizde mevcut olan dini kaynaklarımızı ortaya koyarak, kimlerin doğru ve güvenilir inanca sahip olduğunu tespit etmeye çalışalım. Uzun ve karmaşık metinler halinde değil de, özlü Net sorularla bir birlerimizin inancını sorgulayalım, umarım ki bir neticeye varırız, böylece bir birlerimizi gerçek haliyle tanıyıp, üzerinde anlaşa bileceğimiz barış hukukunun ne olduğunu tanımlayabiliriz. Bu tanımlamanın İnsanlığın en önemli barış anahtarlarından biri olacağını düşünüyorum. 

Fereç HÜDÜR