ANASAYFA

  ÖZ GEÇMİŞİM

KUR'AN IŞIĞINDA DÜŞÜNMEK

ZULKARNEYN KISSASI

NEFS VE RUH KAVRAMLARI

İSLAM BARIŞ DİNİDİR

KADER NEDİR SORUMLULUK KİME AİTTİR

KARDEŞ KARDEŞE EVLİLİK OLMADAN ÇOĞALMA

MÜSLÜMANLIK MÜMİNLİK HANİFLİK

DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

KURANDA SALAT KAVRAMI VE NAMAZ

SÜNNET ETMEK ALLAH'IN YARATIŞINI DEĞİŞTİRMEDİR

HADİSLER HIRİSTİYANLIK VE SELMAN RÜŞTÜ

KUR'AN KORUNMUŞTUR

KUR'AN DIŞI OLUŞUMLARIN NETİCELERİ

İSLAM DİNİNİN ÖĞRENİLMESİNDE KAYNAK SORUNU

KUR'AN'A GÖRE KÖLELİK

KUR'AN'A GÖRE RESÛL VE NEBİ KAVRAMLARI

AVRUPADAN KUR'AN'A GÜZEL YAKLAŞIMLAR

KUR'AN AÇISINDAN DİNLER ARASI DİYALOG

SULARI KARIŞMAYAN DENİZLER VE MERCAN KONUSU

KUR'AN'A YAPILAN SAYISAL İTİRAZLARA CEVAP

ATEİSTLERİN 97 SORUSUNA KUR'AN'DAN CEVAPLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

               KURAN’DA SALÂT KAVRAMI VE NAMAZ

Kuran öğretisine göre bir insanın Allah’ın rahmetine nail olup kurtula bilmesi için biri Doğru İman diğeri de İyi amel olmak üzere iki hususu yerine getirmesi gerekir. Bu durumu ancak iki ayrı anahtarla açılan bir kasaya benzete biliriz. Nasıl ki anahtarların her biri tek başına kasayı açmaya yeterli değilse. İyi amelsiz Doğru İman veya Doğru İman olmadan iyi amel bir kimsenin Allah’ın rahmetine nail olup kurtulmasına yeterli gelmez. Ancak bu iki hususun değerlendirilmesi Allah nezrinde bir birinden farklıdır. Allah müşrik olarak ölen hiç kimseyi yani şirki asla affetmeyeceğini, amelle ilgili olan konularda ise istediğinin günahlarını bağışlayacağını bildirmiştir, Kuran’dan mealen:

- Şüphe yok ki, Allah Teâlâ Yüce zatına ortak koşulmasını yarlıgamaz. Onun ötesinde olanı da dilediği kimse için yarlıgar ve her kim Allah Teâlâ'ya ortak koşarsa muhakkak pek büyük bir günah ile iftirada bulunmuş olur. 4/48

- Şüphe yok ki, Allah Teâlâ kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz, ve bunun aşağısındakini de dilediği kimseye bağışlar.. Ve her kim Allah Teâlâ'ya ortak koşarsa muhakkak ki pek uzak bir dalâlete sapmıştır. 4/116

Salât konusu da uygulamada Şirk sahasına kaydırılmaması şartıyla, İmani bir konu olmayıp fikhi bir konudur. Kuran fıkhının tanıdığı meşru sahada gündeme getirilip konuşulmasında kavramın anlaşılmasında büyük faydalar sağlar. Asırlardan beri Kuran kavramları büyük kitlelerin gerek inancında gerekse uygulamalarında çok yanlış bir şekilde değerlendirilmekte. Böylece bu kitlelerde büyük bir kavram kargaşası meydana gelmektedir. Bu kavram kargaşasında yer alan en belli başlı kavramlardan bir tanesi Salât Kavramıdır. Kavramı işlerken detaylara girmeden, örneğin salât kavramı içerisine giren Namaz konusunun açılımını vermeden, Salât kavramını yalın olarak işlemeye çalışacağım. Salât kavramı kapsamına giren diğer kavramların ayrı bir çalışma olarak yapılmasında fayda olacağını düşünmekteyim.

Kuran’da Salât Kavramı: Salât ı nitelik olarak tanımlayacak olursak. Salât Kuran öğretisine göre sözel ve davranışsal bir olaydır. Sözel ve davranışsal olaylar ise olayı yapanın yerine getiriş şekline göre iyi veya kötü; doğru veya yanlış olabilir. Tabiri caizse salâtı bir kaba benzetebiliriz. Bu kabı eline alan herkes eline aynı kabı almış olmakla beraber bu kaba aynı şeyi doldurmamaktadır, kaba doldurduğu şeyin mahiyetine göre kap renk değiştirir, kaba doldurduğu şey iyi ise kabın rengi ve yaptığı fonksiyon iyidir, kötü şeyler doldurur ise kabın şekli ve yaptığı fonksiyonda kötüdür. Bundan dolaya bir şahsa salât et dendiğinde durmadan salât et salât et kelimesini tekrarla denmemektedir. Maalesef insanların çoğunun salâttan anladığı Salat kelimesini durmadan tekrarlamaktan ibarettir, halbuki istenen, salât kelimesini durmadan tekrarlamak olmadığı gibi, içi doldurulmadıktan sonra üzerine salât edileni veya kendisine salat edileni övmek veya yermekte değildir, sadece içi doldurulmamış boş bir kap gibi salat edecek olanın elinde durur. Örneğin, Allah bizlere Peygambere salat etmemizi emrettiğinde bizlerden durmadan Peygambere Salat olsun kelimesini tekrarlayın dememekte, Peygamber için iyi ve güzel şeyler söyleyin demektedir. Dolayısıyla kendisine salât edilen insanın dünyada bulunup bulunmaması şartına da bağlı değildir. Salâtın yapılış şekli söylevsel ve davranışsal olduğundan, çok geniş kapsamlıdır. Salât yaratıklardan Allah’a, Allah’tan yaratıklara ve yaratıklardan yaratıklara yapılabilir, kullardan, Allah’a yapıldığında bir ibadet şekli olduğundan Zikir ve Namaz şeklinde müminler üzerine farz kılınmıştır. Bu şekilde daha birçok örnekler vermek mümkün olmakla beraber, bahsi geçen hususların Kuran’da nasıl tanımlandığına bakarsak konunun net anlaşılması için yeterli olacaktır. Şöyle ki:

Salatın Sözel ve davranışsal olması, Kuran’dan mealen:

- Görmedin mi ki, şüphe yok göklerde olan da ve yerde olan da ve kanatlarını açıp uçan kuşlar da o Allah Teâlâ için tesbihte bulunur. Her biri gerçekte Salâtını ve tesbihini bilmiştir. Ve Allah Teâlâ da ne yapar olduklarını hakkıyla bilendir. 24/41

-- Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah’a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O’na secde etmektedir.) 13/15

-- Güneş de, ay da bir hesap iledir. 55/5

-- Necm (yıldızlar, bitkiler) ve ağaçlar (Allah’a) secde etmektedirler. 55/6

Ayet mealinde görüldüğü gibi Salât bir kap, tesbih ve davranışta içeriği olmuş oluyor, bu şekilde bir tesbih ve davranış bütün yaratıkları kapsayan ve Allah tarafından tasvip edilen bir tesbih ve davranıştır, sözel ve davranışsal olup evrenseldir istesin veya istemezsin hiçbir yaratık bundan kaçamaz. Bu davranış biçiminin istemli olarak yapılan ve birinci şekli yok etmeyen ikinci bir şekli vardır, Bu ikinci şekil istemli olduğundan doğru yapılırsa yapana sevap kazandırır, yanlış olarak yapılırsa yapana günah kazandırır. Kullardan, Allah’a yalnız sözel olarak yapıldığında buna zikir denir, Abdest; temizlik ve zamanlı gibi bir hazırlık devresinden sonra istemli ve kurallı olarak yapıldığında Türkçe de buna Namaz denir. Salâtın kavram olarak bir kap ve bu kabın değişik şekillerde istemli olarak doldurulabileceğinden bahsetmiştim, şöyle ki:

Salatı yanlış olarak uygulayanlar, Kuran’dan mealen:

- Ve onların Beyti şerifteki salâtları, ıslık çalmaktan ve el çarpmaktan başka değildir. Artık azabı tadınız, küfreder olduğunuzdan dolayı. 8/35

Bunlar öyle kimselerdir ki:

- Fakat veyl o salat kılanlara ki, 107/4

- Ki onlar, salâtlarında yanılgıdadırlar, 107/5

Salât konusunda yanılmamak için yapılan salât Kuran ölçüsüne uygun bir salât olmalıdır. İlah ve Kul ayırımı olmadan herkes bu kavramla ilgili ve uygulayıcı olduğundan salâtı yerine getirenlerinin konuma çok önemlidir. Allah bir kimsenin günahını bağışlayarak o kimseye salât edebilir fakat kullar bir birlerinin günahını bağışlayarak bir birlerine salât edemezler. Allah’ın kullara salât etmesiyle ilgili olarak Kuran’da birçok ayet vardır. Örneğin: Allah’ın kullardan bazılarını,  affetmesi;  övmesi ve taltif etmesi gibi,. kulların Allah’a salât etmeleri ve bir birlerine salât etmeleriyle ilgili de bir çok ayet vardır. Örneğin, bir birleri için Allah’tan af talebinde bulunmaları, bir birlerine dini moral sal destek vermeleri, gibi. Ayrıca, kendisine salât edilen kimsenin bu salatı hak eden bir kişi olması da önemlidir, Kuran’dan mealen:

- Ve onlardan hiçbir şahsın üzerine ölmüş olunca ebedî olarak salât kılma ve kabrinin üzerinde durma. Çünkü onlar Allah Teâlâ'yı ve Resulünü inkâr ettiler ve onlar fasık olarak öldüler. 9/84

Görüldüğü gibi, üzerlerine salât edilecek olan kimselerin yapılacak salata layık olması gerekir, ayrıca, salâtın sözel olarak yapılabileceği de belirtilmiştir, zira ölmüş olan bir kimseye yapılacak salât ancak sözel olabilir. İslam dininde ameller şahsi olduğundan hiç kimse hiç kimsenin yerine amel işleyemez, bunun dışında ölen bir kimse için yapabileceğimiz şey, imkân varsa kabri üzerinde durup ona Allah’tan af istemek veya kabri üzerinde duramıyorsak gıyabında ona Allah’tan af istemek, iyi hasletlerini anmak gibi onu övücü şeyler söylemektir. Peygamberimize bizim tarafından yapılacak salât bundan farklı değildir, yoksa durmadan ona salât olsun şeklinde kelime tekrarlamakta değildir.

O zaman salat olsun tamamda nasıl bir salat olsun diye sorulur. Allah peygambere salât edin derken durmadan ona salât olsun kelimesini tekrarlayın demiyor. Salât etmek suretiyle onun için iyi ve güzel şeyler söyleyin demektedir, başka bir ifadeyle peygambere salâttan ne kastettiğimizi belirtmemiz gerekmektedir. Allah’ın takdirine uygun olarak, hem Allah’ın hem de kâinatın istisnasız olarak yerine getirdiği salât etme olayı İslam dininin en önemli ve geniş kapsamlı kavramlarından biridir. Allah istesinler veya İstemesinler kâinattaki tüm varlıkların kendisine salât etmesini takdir etmiştir. Bu derece önemli olan salât kavramını ayrıca İstemli olarak yapılması için takdir ettiği kulları üzerine farz kılmıştır. Böylece Salâtı imtihana tabi kullar için bir imtihan vasıtası olarak da takdir etmiştir. Kuran’a uygun salâtın temeli sevgi ve bu sevginin bir tezahürü olarak üzerine salât edilene sözel destektir. Üzerine salât edilenin herhangi bir desteğe ihtiyacı olup olmaması durumu değiştirmemektedir. Allah bizlerden kendisince makbul olan sevgimizi ve desteğimizi keyfi olarak değil bir farz olarak ortaya koymamızı istemektedir.

Tabiri caizse salât bir nevi hediyeleşmedir ve karşılıklıdır. Allah’ın herhangi bir şeye ihtiyacı olmamakla birlikte biz kulların ihtiyacı vardır. Salât Allah’ın bizlere olan bir yardım kapısı, bizlerinde bir birimiz için Allah’tan af ve mağfiret dileyeceğimiz bir yardım kapısıdır. Bu bir sevgidir, bir birlerini sevenlerin bir birleri için yakınlık sağlayan destek veren bir davranış biçimidir. Bunun için Peygamberimize şöyle demesi bildirilmiştir, Kuran’dan mealen:

- İşte bu müjdeyle Allah, iman edip iyi işler yapan kullarım müjdeliyor. De ki: "Buna karşı sizden yakınlıkta sevgiden başka bir karşılık istemem." Her kim çalışır da bir güzellik kazanırsa ona orada daha fazla bir güzellik veririz; çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, çokça şükrün karşılığını verendir. 42/23

Allah’ın emriyle Peygamberimiz bizden Sevgiden başka bir şey istemiyor, Peygamberimizin sevenlerin bu sevgilerini güzel bir şekilde ortaya koymaları ona salât etmeleri demektir. Bu her konumda öyledir, Sevgi tezahürü salâtın kendisidir, sevgi olunca muhakkak buna bağlantılı olarak salâtta oluşur. Sevgi bir kaynak gibidir, ondan çok çeşitli güzel ürünler oluşur, Allah ancak Kuran’a uygun sevgisi olanları kabul eder diğerlerini ret eder, sevgiden yoksun din makbul bir din değildir. Kuran’dan mealen:

- Ey iman edenler!. Sizden her kim dininden dönerse muhakkakAllah Teâlâ bir kavmi getirir ki, onları sever, onlar da onu severler.Müminlere karşı mütevazi olurlar, kâfirlere karşı da izzet sahipleri bulunurlar. Allah yolunda cihad ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar, işte o, Allah Teâlâ'nın lütfüdür, onu dilediğine verir ve Allah Teâlâ'nın lütfü ve ilmi geniştir. 5/54

Sevenler karşılıklı olarak bir birlerini anarlar, anma ve sevgi güzel ve doğru olunca, işte bu sevenlerin bir birlerine salâtıdır, ihmal edilmeye gelmeyen muhakkak istemli olarak yerine getirilmesi gereken bir olaydır. Seven sevdiğini anar, bıkmadan istemli bir sabırla onun için güzel şeyler söyler, başka bir ifadeyle ona salat eder, salat Allah’a yapılınca bu aynı zamanda O’ndan bir yardım isteme vesilesidir. Kuran’dan mealen:

- Artık beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim. Ve bana şükrediniz, bana nankörlükte bulunmayınız. 2/152

- Ey müminler! Sabır ile salât ile yardım isteyiniz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir. 2/153

Bizim İlahımız “Vedût” çok seven bir ilahtır, Hem sever, Hem de sevilmek ister, hem de sevdiklerinin bir birlerini sevmesini ister. Allah, bu olayın oluşumuna Salât demiştir. Bir yönünü yalnız Kendisine tahsis etmiş, bir yönünü de Sevdiği Kullarına bahşetmiştir. Kuran’dan mealen:

- Ve Rabbinizden bağışlanma dileyiniz. Sonra o'na tövbe ediniz. Şüphe yok ki, benim Rabbim pek merhametlidir çok sever. 11/90

Salâtı emreden ayetlerden örnekler, Kuran’dan mealen:

- Şüphe yok ki, ben, ben Allah'ım, benden başka ilâh yoktur. İmdi bana ibadette bulun, ve beni anmak için (âkimissâla) namaz kıl. 20/14

- Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine selâtta bulunurlar. Ey iman etmiş kimseler!. Onun üzerine salâtta, teslimiyetle selâmda bulunun. 33/56

- Ey iman etmiş olanlar!. Allah'ı çokça zikr ile zikr ediniz. 33/41

- Ve O'na sabah ve akşam tesbihle bulunun. 33/42

- O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât etmekte; melekleri de. Ve müminler için pek merhametlidir. 33/43

- Ona kavuşacakları gün duaları, selâmdır ve onlar için pek şerefli bir mükâfat hazırlamıştır. 33/44

Son olarak şunu belirteyim Salâtta önemli olan Salât için ayrılan zaman süresidir, bundan dolayıdır ki, örneğin Namaz için Kuran’da rekat sayısı değil, kılınmasında zaman süresi belirtilmiştir. Belirli vakitlerde Namazın kılınması, rekât olarak sayısal değil, Zamansaldır. Kuran’dan mealen:

- Salâvatları ve orta salâtı koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzuruna durun. 2/238

Ayet mealinde görüldüğü gibi, Salâvatların korunması emredilirken, bunlar yürürken otururken v.s. Durumlarda yapabileceğimiz salâvatlardır, ayrıca “gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzuruna durun“ emriyle Türkçe de ki ifadesiyle “Namaz” vurgulanmıştır, “Vusta” kelimesiyle de benim anladığım Namazın orta bir süre ayrılarak kılınması gerektiğidir. Buna göre Namaz Rekât sayısı şeklinde sayısal değil kılınma süresi olarak zamansaldır.

Ayrıca

 Salâtın Maddesel olduğunu savunan bir yazıya, verdiğim cevabı sizlerin görüşüne takdim ediyorum, ilginizi çekeceğini umarım, ben hatadan masum bir kişi olmadığımdan bütün yazdıklarım Kuran ölçüsüne göre eleştiriye açıktır. Şu var ki, eleştirilerin belli bir sevide olmasını, “Peygamberimiz sözüyle, Muhammed peygamberi diğer peygamberlerden ayırdın, yoksa diğer peygamberleri kabul etmiyor muzsun gibisinden benimle ilgisi olmayan abuk sabuk iddialar“ olmamasını beklerim. Kuran peygamberimizden özel olarak bahseden ayetlerle doludur, yoksa bu tür iddiaları yapanlar, Allah’ında peygamberler arasında ayırım yaptığını mı düşünüyorlar. Konu bazında şahıslardan özel olarak tekil bir şekilde bahsedilir, peygamberimiz nitelendirmesinden kasıt bize özel olarak gönderilen peygamberimiz Muhammedi (Allah’ın rahmet ve bereketi onun üzerine olsun) Ahzab süresi 56. Ayetinin olan ilgisini vurgulamak içindir, Allah’ta bu ayette onu özel olarak konu etmektedir. Kuran’dan mealen:

- Muhakkak ki, Allah ve melekleri Peygamber üzerine salâtta bulunurlar. Ey iman etmiş kimseler!. Onun üzerine salâtta, teslimiyetle selâmda bulunun. 33/56

Bana gelen yazıya verdiğim cevap aşağıdaki gibidir:

Salat konusunda göndermiş olduğunuz iki çalışmayı inceledim, benim şimdiye kadar yapmış olduğum çalışmalarımda hareket noktam İslam da inanç birliğinin sağlanması için Kuran’a çağırma şeklinde yapmış olduğum çalışmalardı, bazen zorunlu olarak Oruç Namaz gibi fıkhı konulara deyindimse de bunlar konu gereği zorunlu olarak yapmam gereken çalışmalardı. Şunu samimiyetle söyleyeyim ki, hiçbir zaman Peygamberimize ve diğer peygamberler veya müminlere sözel olarak salâvat getirmeye birilerinin karşı çıkacağı veya İslam da ki tesettüre özellikle başörtüsüne Müslüman iddialı olarak birilerinin karşı çıkacağı hiç aklıma gelmemişti. Bu durum tarihte rastlanan bir durum olmadığı gibi, hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde lâfzen salât ile tesettürün baş; örtüsünün İslam’ın farzlarından bir farz olduğu bana göre kesindir.

Daha önceleri İslam dinine yapılan saldırılarda Peygamberimiz Muhammed (Allah’ın Rahmet ve bereketi onun üzerine ve bütün peygamberler üzerine olsun) adına uydurulmuş hadis rivayetleriyle saldırılar yapılmıştır, evvelki sofistler dâhil hiç kimse Peygamber adına uydurulmuş bir rivayeti referans göstermeden, Kuran’ı ve Peygamberi açıktan karşısına alarak İslam iddiasıyla, İslam dinine saldırmamıştır. Son zamanda ise özellikle Sofist Reşad Halife’nin müritleri tarafından, Allah’a, Peygambere ve birçok İslami kavramlara Müslüman iddialı olarak açıktan ve doğrudan sözel saldırılar yapılmıştır ve yapılmaktadır. Bu kimseler sofistike metotlarla İnsanların çoğunun Kuran’daki İslam öğretisinden habersiz oldukları bir zamanı ve ortamı fırsat bilerek Kuran İslam’ını öğreti maskesi altında akıllarına geleni sıralamaktan çekinmemişlerdir. Bu işte o kadar ileri gitmişlerdir ki Salat kavramını çarpıtmaya çalışmaları diğer söylediklerinin yanında basit kalır, Öyle ki, Tevbe süresinin 128 ve 129. Ayetlerini sofistike oyunlarla açıktan açığa red etmektedirler. Buna rağmen maalesef kendilerine inanan kimseler bulabilmektedirler. Kuran’dan ayet inkâr etmenin Kuran’ı red ve İslam dininde küfür olmadığını değil Müslüman iddialı kimseler Putperestlerin dahi kabul edebileceğini düşünmüyorum. Bir putpereste dahi Kuran’dan ayet inkâr etmek Kuran’ı inkâr etmek değildir desek sanırım söylediğimize güler. O zaman kendilerini Müslüman tanımlayıp bunlara inanlara şunu sormak lazım, Kuran’dan ayet inkâr etmek küfür değilse size göre küfür nedir. 19 cu olarak tanınan bu kimselerin 19 safsatalarına hem kendi sitelerimde hem de çeşitli forumlarda bir çalışma şeklinde cevap verdim bak. www.mubin.net çalışma incelendiğinde iddialarının boş ve tutarsız bir safsata olduğu kolayca görülebilir. Sofizm çok eski devirlerden beri süre gelen bir akımdır, Şöyle ki:

Öncelikle, bu iddiayı ortaya koyan Reşad Halife'nin kimliğine bakalım, 18 Kasım 1935 yılında Mısır'da Şâzeliye tarikatını lideri olan Abdul Halim Muhammed Halifenin oğlu olarak dünyaya geldi, sofist bir ailenin çocuğu olarak sofizm ortamında yaşadı. Şöyle ki: "Babası, Abdul Halim Muhammed Halife mühendislik öğreniminden sonra, Mısır'da on binlerce bağlısı olan şazeliye tarikatının lideri oldu. Oğlu Reşad'a olan güveni ve sevgisinden ötürü, şeyh Abdul Halim, Tarikat'ın ismini Reşad-el şazeliye olarak değiştirdi. “

(Alıntı: http://72.14.207.104/search?q=cache:KsMTbIcpZuoJ:19.org).

Kuran konusunda yaptığı "Üzerinde 19 Var" iddiası Sofizm mesleğinin icrası neticesinde, hakikatin inkarıyla üretilmiş bir Safsatadan başka bir şey değildir. İnsanları çeşitli amaçlarla kandırmak için Safsata üretimi, Sofizm mesleğinin en temel yöntemlerinden biridir. Safsata ilk bakışta doğru gibi görünen fakat yakından bakıldığında sahteliği açığa çıkan, kendilerini ele veren yanlış çıkarsamalar ve sahte iddialardır.
Tipik olarak Sofistin kimliği şöyledir :

Eflâtun’un Sofist isimli kitabında belirtilen. “Maddi menfaate erişmek için kullanmış oldukları tipik yöntemleri ve özelliklerinden” örnekler :

"1- Sofist, fazilet öğretimi perdesi altında para kazanmak için , asil ve zengin gençler peşinde koşan bir avcıdır.

2- Sofist, fazilet üzerine söz ve öğretim alışverişi yapan bir bezirgandır.

3- O perakende sattığı malı, ya başkasından alıp satar, yahut da kendi yapar satar.

4- Münazara (karşılaşma) iyi ve doğru veya başka türlü genel kavramlar üzerinde olursa ona Eristik denir. Sofist, eristik sanatını para için icra eden kişidir. Eristik sanatını kazanç sağlamak için profesyonel olarak icra edip, geçim vasıtası yapan sofistler soru ve cevap usulünü, yani Zenon’un diyalektiğini bir söz güreşi haline getirmişlerdi. Bu usulü her konuda tatbik ediyor ve karşısındakini tezatlar içine düşürmek suretiyle yenmeyi amaçlıyorlardı. Bir hakikate varmak için değil, şaşırtmak, tenakuza düşürmek ve çürütmek için konuşuyorlardı. karşısındakinin cevabı ne olursa olsun onu çıkmaza sokmayı amaç edinmişlerdir. Bu tarife uygun en iyi misalleri Euthydemos’ta görüyoruz. İki kardeş Sofist kendilerini söz güreşinde pehlivan ilân ediyor, herkesi her konuda çürütebildiklerini iddia ediyorlardı. Bunların kanıtlarının birçoğunu Aristo, Sofistik kanıtlar adlı eserine almıştır. “Bunların kullandığı metot, Sokra tik diyalektiğin bir karikatürüdür. Sanatları Eristiktir. Maharetleri doğruyu da, yanlışı da çürütmektir. Dinleyenleri ne söylerse söylesin, gene onu çürütmektir.

5- Sofist bir şarlatan bir hokkabazdır: Aldatıcı hayaller ve yalanlar imal eder. Var olmayanı var, var olanı da yok kılar. Böylece “Sofistlik” adında bir sanat vardır, konusu yalan ve yanlıştır. Sofistlik bir fikir sahtekârlığı, sofistler de fikir şarlatanları olarak tanınmıştır.

6- Hayatta, yanlış söz vardır, o halde yanlış düşünce, yanlış hüküm, yanlış kanaat ve yanlış hayal de vardır. Madem ki yanlış sözle yanlış kanaatin varlığı bir gerçektir, öyle is, varlıkların taklidileri mümkündür ve bunları yapmak gücünden bir aldatma sanatı doğabilir. O da sofistliktir.

Sofist hakkında yazılan bu tarifleri şu şekilde özetlemek mümkündür. Sofistlik: 1) Bir tenakuzlar sanatıdır; 2) Yalnız kanaatler üzerine kurulu taklit sanatının alaycı (bilerek samimiyetsiz) bölümü ile mime tik sanatına girer; 3) Fantasmalar imal eden cins ile hayaller imal etme (hokkabazlık = illusionisme) sanatına bağlanır; 4) Sanatının da söz cambazlıkları bölümünü kendisine faaliyet alanı seçer; bu da meydana getirme sanatının, Tanrılık değil de insanlık bölümünün hayaller imal eden şekline girer. İşte, “kanı ile, şeceresi ile” Sofist budur." (Batı Klasikleri. Sofist, Eflatun, M.E.B. 1988 yayını, Çeviren, Mehmet KARASAN, Alıntılar yer yer ön sözden yapılmıştır.)

Sofistler için, Dünyada bağlanılması gereken hiçbir inanç ve hiçbir fikri hakikat yoktur. Amaçları ise yalnızca nefislerinin hevası ve maddi menfaat sağlamaktır. Bunu sağlamak için yukarda belirtilmiş olan metotları kullanırlar. Hakikatleri inkar ettiler, hakikatlerin inkarı ise insanlığın son sözü olamaz, hakikatler insanlığı aydınlatan ışıklardır; onları inkar insanlığı karanlığa gömmektir. 19 Safsatasının üretilmesi Sofizmden kaynaklanan bozuk düşüncenin ürünüdür. Bu zihniyetten dolayı, Reşad Halife'nin, sofist olarak 19 Safsatasına inanmış olması ihtimali düşünülemez, bu safsataya inanıp hırsla onu savunanlar, onun müritleri konumunda olan ve Reşad Halife'nin söyledikleriyle Meczup hale gelmiş olan kimselerdir. Reşad Halife, 19 iddiasını söylendiği gibi, güya tesadüfen rastladığı hakikatlerden hareketle üretmiş değildir, iddia orijinal olmayıp, önceleri, Kur'an'dan bağımsız olarak başkaları tarafından ortaya konmuş veya 19 sayısı iddiaları yapanlar tarafından kutsanmıştır.

Bana iletmiş olduğunuz “Salavat geirmek/salavatı şerife” başlıklı yazı bana göre tipik bir 19 cu sofist mantığıyla hazırlanmış bir çalışmadır. Çalışmanın içeriği incelenip Kuran ile karşılaştırıldığında bunu kolayca görmek mümkündür, şöyle ki:

“Salavat geirmek/salavatı şerife

Maalesef din diye inandığımız ve yaşadığımız Ku’an’daki halis/saf Allah’ın dininden başka bir şey durumundadır. Dil-din ilişkisi açısından hareketler yüzlerce kavramın içi boşaltılmış, binlerce sözcüğün anlamı saptırılmak suretiyle kimsenin işine yaramayan (din tüccarları hariç) bir ucube din ortaya konmuştur.

“Salavat getirme”, “salavatı şerife okuma” da yukarıda değindiğimiz maddelerden bir tanesidir. Ki bu konuya ahzab suresinin 56. ayeti yanlış mealler verilmek suretiyle ve de yanlış tebyinlerle (onlar maalesef tefsir diyorlar) tahrifat yapılmıştır. Öyle ki çeşit çeşit salavatı şerife modelleri (salaten tünciye, salat an nariye, salatı terficiye vs. gibi) oluşturulmuş ve bu model model salavatları okumak her ibadetin önüne geçirilmiştir. Dikkat ederseniz görürsünüz ki camilerde imam namaz sonrasında okuduğu duadan (yaptığı dua değil, zira o da şablon) sonra “lillahil fatiha” der. Yani,Allah için bir Fatiha okuyun der. İşte bu sırada fatiha okumaz, Herkes “Allahümme salli ala seyyidina… diye salavat okur. (Buna iyi dikkat ediniz.) Şefaat buna bağlanmış ve salavat getirmekle ilgili onbinlerce hadis uydurulmuştur.İşte ayet. Herhangi birkaç mealden sunalım, sonra da olması gereken meali sunalım ve gerekli talileri yapalım.

Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.

(Ali Bulaç)

Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin (Diyanet meali)

Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber`e salat ederler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin. (Y. Nuri Öztürk)

Muhakkak ki, Allah ve melekleri, peygambere hep salat ile ikramda bulunurlar. Ey iman edenler, haydi ona teslimiyetle salat ve selam getirin! (Elmalılı)

Salavat:

Bu meallere ve daha yüzlercesine bakarsanız görürsünüz ki Allah ve melekler peygambere salavât getirirmiş, Müslümanlar da getirmeliymiş. Yani diğer bir ifadeyle, onlara göre Allah kendi yaptığını, meleklere yaptırdığını biz mü’minlere de yaptırtmak istiyor ve bunu kesin ve vurgulu olarak emrediyor.(!)

Nedir bu salatta bulunmak, salavat getirmek?”

Böylece Mealler dahil sözel yapılan bütün Salavat çeşitlerine karşı çıkarak salatın kesinlikle sözel değil, maddi ve fiili olduğunu ısrarla savunuyor, bunu içinde Kuran’ın manasından bağımsız olarak, ahzab suresinin 56. Ayetini şöylece meallendiriyor:

“Konumuzdaki “sellimû” ve “teslimen” ifadeleri ise mezidattan “tef’il” babından emri hazır ve mastardırlar. Bu babda anlam: “emin etmek, korumak, güvenlik sağlamak”’tır.( “Sellemehüllah, Allah onu korudu, onun güvenliğini sağladı.” diye kullanılır. Burada mana: “ve tam bir güvenlik sağlamak suretiyle Peygamberin güvenliğini sağlayınız!” demektir. Yoksa “padişahım çok yaşa”, “yaşasın kral” misilli şeyler bir şey ifade etmez. Padişahı çok yaşatmak için, kralın yaşaması için canla başla çaba harcamak gerekir. Laf ile lak lak değil.

Şimdi bahsimizde yer alan âyetin manası şöyle olur:

Ahzap suresi âyet 56:

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamberi destekliyorlar/ ona yardım ediyorlar/ onun için gerekeni yapıyorlar. Ey mü’minler! Siz de ona destek olun ona yardım edin/ onun için gerekeni yapın ve onun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayınız!”

Böylece vefat etmiş olan peygamberimizin güvenliğini “Tam bir güvenlik sağlamak suretiyle sağlamakla yükümlü olduğumuzu ileri sürüyor, hem de nasıl padişahım çok yaşa gibisinden sözlerle değil canla başla çaba harcamak gerekir. Laf ile lak lak değil.” demektedir. Sözel salatı red edip, işi maddiyata dökmesinin amacını şu sözlerle net bir şekilde açıklıyor:

“Allah ve melekler gerekeni sürekli yapıp duruyorlar: (yusallûne, fiilimuzâri sıygasıyla vârid olduğundan bu mânâyı mutazammındır.) Gerekeni yapacak olan, destek olacak olan, peygamberin güvenliğini sağlayacak bu işe çaba harcayacak olan, yerinde oturmayıp kalkıp kımıldayacak olan kısaca bu işle yükümlü olan biziz, biz mü’minleriz.

Peygamber bu gün aramızda olmadığına göre bu görevi destk ve güvenlik sağlamayı toplumda peygamberlik misyonunu (Rasülüllah`ın Medine deki konumunu; Kur`an`ın tebliği ve tebyinini, İ, müslümanların devlet başkanlığı görevini) sürdüren kişi ve kurumlara yapmalıyız. Ama padişahım çok yaşa! diyerek değil.”

Böylece savın sahibi olarak kendisini peygamberin yerine koyarak, peygamber vefat edip gitmişse ne gam diyor, bizler varız, ona yapacağınız salavatları lafla değil bizlere maddiyat sağlayarak yerine getirebilirsiniz demektedir. İşin içeriğinin maddiyat olduğunu sözel salavatı red ettiği “Ama padişahım çok yaşa! diyerek değil.” sözleriyle belirtmektedir. Anlamak isteyen için, sözel salat kavramını neden yok etmek istediği bellidir.

Ahzab süresi 56 geçen “sellimû” ve “teslimen” kelimelerinin manası ile yaptığı iddianın uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur, tam bir teslimiyetle peygamber Salat ve selam edin, onu överek Allah’tan kendisine rahmet istemenizde kararlı olun sakın ola ki bazen de haşa ondan, onu yerme ve eleştirme hatasına düşmeyin demektir. Zira böyle bir durumda ona salat ve selamda tam bir teslimiyetten söz edilemez. Size daha öncede belirttiğim gibi salat bir destektir, fakat hareket noktası sözel olan maddi; parasal yön içermeyen bir destektir. Hele din öğretisi paraya dayalı olarak yapılan bir öğreti değildir, peygamberlerin hiç birisi dini öğreti için herhangi bir maddiyat talep etmemiştir, hele hiç kimse çıkıp ta kendini peygamberle özdeşleştirmek suretiyle, kendini peygamber yerine koyamaz, her kim olursa olsun neyse ancak kendi şahsiyetinin temsilcisidir. Aksi takdirde sahte peygamberlerin sayısını sayamayız.

Bütün iddialarına rağmen yazısının içeriğinde kendisi tarafından yapılmış müteaddit sözel salat örnekleri vardır, şu ifadelerine bakalım Şöyle ki:

Allah’a salat etmesi: “Allah Cc” ifadesi kendisi tarafından Allah’a yılmış bir salattır. Kendisi Allah için Cc (Celle Celelehü) diyebilecek fakat ona göre örnegin hiç kimse salat amaçlı olarak “Allah’u Ekber” diyemeyecek.

Kuran’a salat etmesi: “âyeti celileyi” ifadesinde kendisi tarafından kullanılmış celile sözcüğü Kuran’a sözel bir salattır.

Peygambere salat etmesi: “peygamber efendimize” ifadesi kendisi tarafından peygamberimize yapılmış sözel bir salattır. Kendisi peygamberi taltif için salattan başka bir şey olmayan efendimiz ifadesini kullanacak buna rağmen iddiasına göre hiç kimse sözel olarak peygamberimiz için güzel sözler sarf edemeyecek, neden mi peygambere salat söz konusu olunca sözel boş lafları bırak, peygamber namına bana maddiyat ver ki salatın salat olsun diyor, işte sofist mantığı ve yöntemi budur, İşin aslına bakarsan hakikat inkarcıları olan sofistlerin sözel olan hiçbir kavramla İslami olsun veya olmazsın hiçbir ilgileri yoktur, bu tür şeyler onların umurunda bile değildir. Onların yaptığı şey kavramlarla oynamak suretiyle dikkatleri üzerlerine çekip dünyevi menfaat sağlamaktır. Zira kendi deyimiyle “Laf ancak laklakadır, esas olan maddiyattır.”

Sahabelere salat etmesi: “Sahabe-i kiram” ifadesinde kendisi tarafından kullanılmış kiram sözcüğü sahabelere sözel bir salattır.

İşlerine geldiği zaman sözel salat edenler, sırf menfaatleri gerektiriyor diye salat kavramını maddiyata dökerek, başkalarının sözel salatına karşı çıkmaları gerçekten ibret alınacak bir durumdur, Kuran’ın salatla ilgili hiçbir ayeti maddi destekle ilişkilendirilemez, örneğin kuşların salatı, kafirlerin el çırpıp ıslık çalarak tezahürat yapmaları veya ölüler üzerine salat edilmesinin konu edilmesi hep maddi kavram dışında sözel salatlardır, Yeri geldikçe Allah yolunda para harcanır bu harcamanın kavramı sadakadır, salat değildir, salat ayrı şey sadaka ayrı şeydir. Salat kavramını sadaka kavramı içine koyup, salatın yerine getirilmesine mani olmaya çalışmak İslam dininde kabul edilebilecek bir şey değildir.

Fereç HÜDÜR